0.4

40.9K 2.4K 978
                                        

Yorum yorum yorum🥺

***
"Kanka şu soruyu çözer misin?" Ağzımda ki keki yutup Emel'in önüme koyduğu soruya baktım. Önümde ki sıraya oturmuş benim gibi soruya bakıyordu.

Elime aldığım kalemle soruyu önce çözdüm. Ardından ise Emel'e seslice anlattım. "Bu kadar," dedim biten sorudan sonra kalemi kitabın arasına koyup arkama yaslandım.

"Teşekkür ederim İrem." Bana gülümseyip kendi sırasına geçti. Beden dersi vardı ama hava yağmurluydu. O yüzden bazı erkekler hariç hepsi dışarıdaydı. Sahanın üzeri açıktı ama onların bunu umursadığı pek yoktu. Kızlar ise hepsi gruplar halinde oturuyordu. Bir tek yalnız kalan bendim.

Sorun muydu bu? Tabii ki değildi.

Önümde açık duran ama çözmek istemediğim test kitabını kapatıp sıranın üzerinde ki çöpleri elime aldım. Pencereden göründüğü kadarıyla yağmur durmuştu.

Sıramdan kalkıp önce çöplerimi attım. Askıda ki montumu ararken yerinde bulamadım. Kaşlarımı çatıp herkesin montuna tek tek bakarken, "Hayırdır İrem?" diyen bir ses duydum. Filiz'in sesiydi.

Onu umursamadan montlara bakmaya devam ettim. Bu seferde yeniden konuştu. "Sana bir şey sordum?"

"Ne sordun Filiz?" diyerek yönümü ona çevirdim. En arka sırada arkadaşları ile oturmuş, okulda yasak olduğunu bildikleri çekirdeği hiçbir şeyi önemsemeden çitliyorlardı.

Filiz elinde ki çekirdekleri bırakıp ayağa kalktığında onun benimle uğraşacağını anlayıp bıkkınlıkla nefesimi verdim. Derdi neydi bilmiyordum ama iyice canımı sıkıyordu.

Filiz tam karşımda durup, "İnsanların montunu karıştırmaya utanmıyor musun?" diye sorduğunda sinir olmadım. Çünkü sinir olacağım kadar ciddiye almamıştım bu cümlesini.

Alayla gülüp, "Sadece kendi montuma bakıyordum," dedim. Daha sonra neden açıklama yaptığımı anlamayıp kendi kendime sinir oldum.

Kaşları havalanırken, "Öyle mi?" diye sordu.

"Öyle," dedim onun gibi. Askıda ki üçüncü siyah, şişme montu alıp sınıftan çıktığımda kimin olduğunu bilmediğim montu aldığımı sonradan fark edip alt dudağımı ısırdım.

Montun sağına soluna baktım. Koridorun ortasında durmuş montu koklarken bunun bir erkeğe ait olduğunu anladım. Çünkü mont inanılmaz güzel kokuyordu. Bu her kiminse parfümünü öğrenip odama sıkabilirdim.

Tabii annem de beni sıkardı sonra.

Aşağı indiğimde mont kollarım arasında sıkıca duruyordu. Merdivenlerin son basamağındayken montun etiket kısmına bakıyordum. Kafamı aniden sert bir bedene çarpınca kim olduğuna bakmak için kafamı kaldırdım.

Poyraz Efe Akkaya. Okulun altın çocuğu. Popüleri. Çok sevileni. Vs vs.

Poyraz yüzünde görmeye alışık olduğum gülümsemeyle bana bakarken, "Pardon," dedim ağzımın içinde. Önüme bakmadan yürüdüğüm için çocuğa çarpan ben oluyordum.

"Sorun yok, iyi misin?" diye sordu hafifçe dudak büzerek. Bu hareketi gamzesini belli etmişti ve dolgun, estetik dudaklarına kaymıştı gözlerim.

Hızlıca başımı sallayıp, "İyiyim," dedim. Onun üzerinde siyah tişörtü, siyah eşofmanı duruyordu. Sahadan geliyordu galiba. Çünkü saçları fazlasıyla ıslaktı. Bu şekilde durması onu hasta edebilirdi.

Ve kahretsin neden son günlerde bu çocuğu düşünüyordum ki?

Adını bilmiyor olsam da anonim olarak konuştuğum kişiye karşı kendimi iğrenç hissettiriyordu düşüncelerim. Onu tanımak istediğimi söyledikten sonra Poyraz'ı düşünemezdim.

Poyraz'ın ela gözleri elimde tuttuğum monta kaydığında, "Bu benim değil mi ya?" diye sordu kısık bakışlarla.

"Ya senin mi?" dedim utancımı gizlemek için yalana başvurarak. Yalan söylemek en nefret ettiğim şeydi. Hele ki anne ve babama yalan söylemek. Bu hayatta ki en çirkin şey yalandı.

Poyraz başını salladı. Dudaklarımı ıslatıp, "Ben montumu ararken bulamadım. Sonrasında ilk elime gelen montu alıp çıkmışım," diye açıkladım durumu hemen.

Poyraz'ın kapalı dudakları aralandı ve çattığı kaşlarıyla beraber, "O zaman benim aldığım siyah mont senin miydi?" diye sordu.

Gözlerimi irice açıp, "Sen mi aldın?" diye sordum. Ses tonum şaşkınlığıma rağmen daha sert çıkmıştı.

Elini ensesine atıp, ensesini sıvazlarken, "Öyle bir hata yapmışım ama kokusundan anladım. Yanlış mont olduğunu," derken bakışları yerdeydi. Dikkati bende değildi.

Montunu ona uzatıp, "Kendi montumu alayım o zaman," dedim gülerek. Aniden gerilen atmosfer yüzünden utançtan geberip gidecektim.

Poyraz ela gözlerini yeşil gözlerime dikip, "Benimkini giy şimdilik istersen," deyip yüzüme baktı.

Benimkini mi?

Birçok kızın keşke ben giysem dediği montu mu?

Burada ki konunun teması kesinlikle Mont değil İroş.

"Giyeyim o zaman," dedikten sonra montu giydim. Onun kalıplı ve büyük bedenini sığdırdığı montu ben giyince içinde kaybolmuş gibiydim. Mont beni olduğumdan küçük göstermişti eminim ki.

Bir yetmiş beş olabilirdi boyum fakat onun bir doksanlık boyunun yanında her daim kısa kalıyordum.

Yanından geçip dışarı çıkarken dönüp arkama baktım. Onun bakışları pür dikkat bendeydi. Başımı hafifçe eğerek, "Teşekkür ederim," dedim.

Dudağının kenarı yavaşça kıvrıldı. Başını benim gibi eğip, "Eyvallah," dedi gülerken.

Önüme dönüp yürürken onun montunu neden giydiğimi sorup duruyordum kendime. Cevaplar ise bende yoktu.

***
Ayy İrem güzel yavrum benimmm. Ben kocamı alayım sen Poyraz'ı all^^

Sinek Valesi | Texting Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin