"Sabahın köründe neden beni tatlı, biricik uykumdan kaldırdınız?" Uykulu bir şekilde konuşurken eli ile yüzünü ovuşturuyordu.
"Dün konuştuğumuz gibi bugün gitmemiz gereken bir yer var." Konuşan kişiye baktığımda üzerinde rastgele giyindiğini belli eden giysiler vardı. Üzerine giyindiği kalın kabandan görüldüğü kadarıyla üstüne mavi yün, örgülü bir kazak giymişti. Altına ise rastgele kumaş bir pantolon geçirmişti fakat ayaklarına giyindiği uzun çizmelerininden dolayı pek görünmüyordu. Kumral saçlarını toplama zahmetinde bulunmamışken, yeşil gözleri uykulu bir şekilde arkadaşının gelmesini bekliyordu. Evet, sabahın köründe kalkıp buraya gelmemizin sebebi o kızıl şeytandan başkası değildi. Hepimizin erkenden kalkmasına sebep olmuşken kendileri hâlen buluşma yerine teşrif edememişlerdi.
Yaslandığım duvardan sırtımı ayırdım ve kulübeye doğru adımlamaya başladım. O sırada kolumdan tutulup çekilince isyanla beni kavrayan kişiye döndüm.
"Bana o kadar çalış dedikten sonra nereye gidiyorsun?" demiş ve üzerindeki kalın kabana daha sıkı sarılmıştı. Bu saatte uyanmasına şaşmam yetmezmiş gibi uyandığından beri bir şey de yememişti. Evet, Damon kalktı ve bir şey yemedi.
"Hava oldukça soğuk ve üzerimde sizinki gibi kalın giysiler yok. Sıradan insanlar nasıl üşüyorsa ben de üşüyorum. Şimdi izin verirsen içeriye geçeceğim," dedim ve kolumu ondan kurtardım. Aslında pek üşümüyorum fakat içimde kötü bir his var. Burada beklemeye devam edersem hiç hoşlanmayacağım bir vaziyette olacakmış gibi hissediyorum. Acaba bunun sebebi elindeki üç kılıç ile kötücül bir şekilde bakarak bizlere doğru gelen kız, Damon'ın deyimiyle Ateş Saçlı Kadın, olabilir miydi? Kahverengi bir kaban giyinirken, ayaklarına bir çift beyaz çizme giyinmişti. Koluna taktığı nostaljik hissettiren kahve tonlarında ki çantası ona ayrı bir hava katmıştı. Bakır, kızıla yakın bir tonda, saçlarını açık bırakmıştı. Mavi gözleri henüz sabahın ilk saatlerinde olmamıza rağmen oldukça canlı bir şekilde parlarken yüzündeki kötücül gülümseme ile bugün gideceğimiz yerin hiç hoşumuza gitmeyeceğini bize iletiyordu.
"Sakıncası yoksa neden 2.seviye kılıçları getirdiğini sorabilir miyim?" Uykulu gözler ile arkadaşına bakıyordu.
"Elbette," derken yüzünün önüne gelen bakır rengi saçlarını geriye doğru atmıştı.
"Bir kere olsun doğrudan söylesen olmaz mı?" Yorgun bir şekilde arkadaşına bakarken her an düşüp uyuyacak gibi duruyordu.
"Sorduğun soruyu yanıtladığımı düşünüyorum," dedi ve önünde uykulu bir şekilde ona bakan arkadaşını incelerken bir anda gözleri kısıldı. "Sen yine gece yatmadın ve kahvaltı yapmadın değil mi?" dediğinde yeşil gözlerini kaçıran kızı görünce bıkkınlık dolu bir soluk vermişti. "Bünyenin bu kadarına dayanamadığını biliyorsun değil mi?" Kolundaki çantadan çıkardığı elmayı ona atınca yeşil gözleri ışıldayan kız hemen onu yakalamıştı. "Yanımda bir miktar var. Artık idare edebildiğin kadar." O tüm bunları söylerken Elay, çoktan elmadan bir ısırık almıştı. Onun bu halini görünce yüzünde hafif bir tebessüm oluşurken onları seyreden bizlere dönmüştü. Yüzündeki sırıtışta sinsilik tohumları filizlenirken gözlerindeki heyecan göz ardı edilemeyecek düzeydeydi. Çantasının ağzını tekrardan kapattıktan sonra sağ elini beline kattı ve göz ucuyla elmasını çoktan bitirmiş olan arkadaşına baktı. Bakışları üçümüz arasında gezinirken bir şeyleri ayarlamaya çalışıyor gibiydi. "Elay, bir canavar avına çıkmaya ne dersin?" dediğinde yeşil gözleri neredeyse yuvalarından çıkan kız ona öyle hızlı bir şekilde dönmüştü ki anlatamam.
"Bu havada mı?" diyen kızın yeşillerindeki korku her halinden belliydi.
"Ne güzel hava işte! Hatta kar biraz daha yağsa daha güz-" Lafını tamamlayamadan kendisine yönelik atılan kar topu ile susmuştu. Yana çekilerek bu saldırıdan kaçarken umursamaz bir tavır takınmıştı. "Bu kadar kaba olmamalısın canım arkadaşım. Bu beni ciddi bir şekilde yaralayabilirdi." Dün gece saatlerinde bizler uyurken az miktarda kar yağmıştı. Haliyle bir miktar kar yerde bulunurken güneşin ısısından dolayı çoğu erimişti. Onun üzerine atılan kar topu oldukça yumuşak ve sıvı bir yapıdaydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
METAMORPHOSİS
Science Fiction|İlk bölüm olay ile alakasız fakat okumanız gereken bir bölümdür.| Dünya dışındaki bir gezegende yaşam... Sabahları mutlu mesut bir ortam varken geceleri tam bir kaos. Her tarafı başkalaşım geçirmiş yaratıklar çevirmiş vaziyette. Bu yaratıklar kend...
