Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
İyi okumalar güzeller ୨୧
Kim Taehyung
Tanrım... Kalbim öyle hızlı atıyordu ki...
Yüzüne bakmaya en ufak bir cesaretim olmamasına rağmen onu görmezsem ölecekmişim gibi arıyordum Jeongguk'u.
Yani, teknik olarak onu biraz daha bulamasaydım ölürdüm muhtemelen. Kıyardım kendi canıma.
Meleğim çok kızgındı, çok kızgındı. Ben de kendime çok kızgındım.
İçimdeki canavarı öldüreli çok oluyordu ama ruhum hala onun cesedine bakıp kanamaya devam ediyordu.
Beni düzeltecek tek şey Jeongguk'un saf aşkıydı. Masum sevgisi, pamuk cildi, kırmızı dudakları, yıldız gözleri ve kusursız gülüşü... Sadece o beni kendime getirebilirdi.
Ama son zamanlarda olan olaylardan sonra belki de beni yanında bir daha istemeyecekti.
Tanrı aşkına, belki sevgilisi vardı? Karen bahsetmemişti ama soramamıştım ben de işte.
Ya başkasını seviyorsa? Beni çoktan unuttuysa?
"Gelme. Taehyung gelme lütfen."
"Geleceğim."
Dedim kendimden emin bir şekilde ve evin en arkasında ağaçların arkasında kalan yere girdim. Yaprakların kapattığı bu kısım onun kafasını dinleme yeri olsa gerek evin kenarındaki çıkıntıda otururken hiç ama hiç yabancı kalmıyordu oraya.
Üstünü değiştirmişti. Siyah deniz şortu ve beyaz bir tişörtleydi. Muhtemelen deniz çantasını biz gelmeden önce hazırlayıp balkonun oralara koymuştu.
"Taehyung..."
Göz yaşlarını itinayla benden saklarken ben içine akan yaşları çoktan görüyordum.