donum noktalarımızdan biri olan bolume hos geldiniz . BU ZAMANA KADAR OKUDUYSANIZ SİZİ TEBRİK EDİYORUM😭😭 oldukca uzun bi bolum oldu, ama sonunda yazdim !!
iyi okumalar diliyorum💝
———
taehyung
mingyu'nun konum mesajını alır almaz alelacele bir şekilde hazırlanmış, olabildiğince hızlı bir şekilde arabama atlayarak partinin yolunu tutmuştum.
zaman benim için anlamını yitirmiş gibiydi, önümde akan yolu görebiliyordum ama kafamın içindeki sis beni boğacak kadar ağırdı. aklımda sadece ve sadece bir an önce partiye gidebilmek vardı. tüm bu acelenin sebebi de buydu zaten, günler sonra ilk defa kendimde jungkook'la konuşacak gücü bulmuşken cesaretimi kaybetmek istemiyordum.
gerçi gidince ne söyleyeceğim onu da bilmiyordum. tüm bu hisler öyle yabancıydı ki sudan çıkmış bir balıktan farkım yoktu. daha önce kız arkadaşlarım veya flört ettiğim birileri olmuşsa bile hiç böyle hissetmemiştim.
ve şimdi aklım ve kalbim birbiriyle ölümüne savaşıyorken ben bu savaş yerinin tam ortasında yapayalnız dikiliyor, her iki şekilde de kayıp vereceğim bu savaşın bir an önce son bulmasını dilemekten başka bir şey yapamıyordum.
zaten her ne olduysa bu yüzden olmuştu. hislerimin altında ezilip jungkook'u da kendimle birlikte sürüklemekten korkmuş, kendimi ondan uzaklaştırmıştım.
bir yandan doğru olanı yaptığımı biliyordum. aramızdaki şeyi devam ettirseydik hislerime yenik düşüp onu belki de daha çok kıracak; üstüne üstlük onu her öpüşümde, ona her dokunuşumda ihanet ediyormuşum gibi hissedecektim. doğru olan buydu; arkadaş kalmak, birbirimize biraz zaman verip araya mesafe koymaktı.
ama yine de doğru hissettirmiyordu.
hâlâ yastığa başımı koyduğumda kollarımın arasındaki sıcacık varlığını özlüyor, yeniden ensesine sokulup kokusunu içime çekmenin nasıl hissettireceğini düşünüp duruyordum.
bu düşünceyle yeniden göğsümdeki sızı kendini belli ettiğinde derin bir nefes aldım. her şeyi bu noktaya sürüklediğim için kendimden nefret ettim o an.
insanın her şeyden kaçabilse de kendisinden kaçamaması berbattı.
beynimin içini yiyip duran o ses ne yaparsam yapayım bir türlü susmamıştı. günlerdir aldığım her nefeste içime yeni bir suçluluk hissi oturuyor, bu ağır yükün altında eninde sonunda ezilecekmişim gibi hissettiriyordu. artık ben bile kendi yüzüme bakmak, kendimi görmek istemiyordum. jungkook'un bunu yapmasını nasıl beklerdim ki?
ne tepki verirse versin haklıydı. ne de olsa onun gözünde birdenbire aramızdaki şeyi bitirmişim gibi görünüyordum. anlamadığım tek şey başta bunu kabul etmişken sonradan neden bu denli sinirlendiğiydi.
sahiden hislerimi bilse yine böyle tepki verir miydi diye düşünmeden duramıyordum. daha mı çok sinirlenirdi, ya da beni anlar mıydı? hiçbir fikrim yoktu, ve bu öyle iğrenç bir duyguydu ki ikimizi böyle bir çıkmaza düşürdüğüm için kendime sinirlenmeden edemiyordum.
en kötüsü ise her şeyin ben farkında olmadan gelişmiş olmasıydı. ne ara hislerimin aşk boyutuna geldiğini bile anlamamıştım. tek hatırladığım aptalca bir kıskançlık krizinin ardından uzun uzun düşündükten sonra birden gerçeklerin yüzüme bir tokat gibi çarpmasıydı.
başta aklımı yitiriyormuşum gibi hissettirmişti. arkasından tüm bu hislerin nedenini çözmenin getirdiği rahatlama gelmişti. sonra o rahatlık yeniden yerini yeni bir karmaşaya bırakmıştı: şimdi ne yapacağım? düşüncesine.
