"Bu kızın yine ne işi var Cihan?" Duyduğum sesle önüme döndüm. Cadı Hülya yine iş başındaydı.
"Size de merhaba Hülya Hanım." dedim gülümseyerek.
"Bir şey konuşacağız anne." Başka da bir şey demeden yukarı çıktı. Bana ise yine gülümsemek kalmıştı.
"Kahve falan mı isteyelim? Ne isters-" Elimi dudaklarına götürüp susturdum. Kapı aralığından Güneş'e bakmaya başladım. Elindeki bebeğin saçlarını tarıyor bir yandan da onunla konuşuyordu.
"Bence atların kanatları olsaydı çok daha güzel olurdu. Hem daha güzel görünürdü, hem de istediği her yere uçabilirdi. Özgür olurdu." Bebeğini kendine çevirdi. "Sence dayımın gideceği yerde de uçan atlar olur mu?" İstemsizce güldüm. Neyse ki Güneş duymamıştı.
"Oyalanma Kiraz." dedi Kerim. Ama umursamadım.
"Dayım keşke burda kalsaydı. Onunla uçamayan ata binmeyi çok istiyordum. Bana söz vermişti. Ama sanırım ata binemeyeceğiz artık. Büyüdüğümde de yanımda olmayacak çünkü." Geri çekilip Cihan'a baktım. Tüm dikkatiyle Güneş'i dinliyordu. "Biliyor musun ben büyüyünce dayım gibi olmayacağım." Olma zaten prenses. "Ben hep onun yanında kalacağım." Geri çekildim ve Cihan'a baktım.
"Hadi gidelim." dedim. Başını salladı ve odasına girdik. "Direkt konuya dalacağım, izninle." Kendimi kanepeye bıraktım. Cihan da karşıma oturmuştu.
"Önce şu gözlüklerini mi çıkarsan? Gözlerinle temas kuramayınca garip hissediyorum." Başımı salladım.
"Çıkartma Ela." diyen Kerim'i dinlemeyip çıkarttım ve ortamızdaki sehpanın üzerine, Cihan'ı görecek şekilde bıraktım.
"O zaman konumuza geçiyorum." dedim nihayet. "Neden gidiyorsun Cihan? Ne oldu bir anda?" Gözlerime çevirdi gözlerini.
"Gitmem gerek çünkü."
"İyi de, neden?"
"Bu aralar işler pek yolunda değil. Son olanları da biliyorsun işte."
"İlk defa kötü günler geçirmiyorsundur heralde Cihan. Kalıp savaşmak yerine kaçmayı mı seçiyorsun yani?"
"Adı kaçmaksa, evet kaçmak. Çünkü kaçmam gerek."
"Ben sana güveniyorum. Halledersin. Hem Güneş ne olacak?"
"O burda kalacak."
"Ama seni affetmeyecek."
"Daha hiç bir şeyin farkında değil. Büyüdüğünde karşısına geçip her şeyi anlatacağım. Eminim, beni anlayacaktır."
"Bir şeyler yap Ela." dedi Kerim. Son kozu ortaya atmam gerekiyordu.
"Peki ben..."
"Sen mi?" dedi şaşkınlıkla. Aynı tepkiyi veren bir de Kerim vardı.
"Evet. Ben sana çok alışmıştım."
"Sen de benimle gel." dedi bir anda.
"Benim her şeyim bu şehir. Ben... yapamam." dedim. "Ama senin de gitmeni istemiyorum."
"Gerçekten mi?" dedi. Gözleri parlıyordu resmen.
"Biliyorum, senin duygularına karşılık veremedim. Korktum. Ama senin gideceğini duyunca daha çok korktum... Senin yanımda olmayacağımdan." Ne Kerim'den ne de Cihan'dan ses vardı. Cihan öylece yüzüme bakakalmıştı. Ayağa kalkıp Cihan'a yaklaştım. "Gitmeni istemiyorum." Sarıldım. "Gitme Cihan." Kollarını belimde hissettim.
🪽
"Çak bakalım şef!" Sevinçle elimi havaya kaldırdım. Ama elim yalnız başına havada kaldı. "Kara! Ne kadar mızıkçısın. Alt tarafı elini kaldıracaktın." Pencereye döndüm. "Hiç olmazsa bir teşekkür edebilirdin." Cevap bile vermedi. "Of Kara!" Cebimden telefonumu çıkarttım. "Artık evime gidebilir miyim? Sonuçta operasyon tamamlandı ve hala üzerimde bir takip cihazı var."

YOU ARE READING
Hırsız Ajan
RomanceBir hırsız ve bir ajan... İkisi de aynı şeyin peşinde. Tek istekleri Cihan Derin'in acı çekmesi ve onu mahvetmek. Peki ya bunu neden bu kadar çok istiyorlar? Bu yolculukta onları neler bekliyor? Hiç bilmedikleri duygular, hiç bilmedikleri hisler, hi...