Bir Kerim'e, bir de lastiğe bakıyordum. Bir Kerim'in kara gözlerine, bir de çamurda batmış lastiğe.

"Kara... Kızmadın değil mi?" Gülerek bana döndü.

"Neden kızayım ki? Alt tarafı ormanın ortasında mahsur kaldık." dedi alayla. Hemen değişen yüz ifadesi çok fazla sinirlendiğini belli ediyordu. "Hava da kararıyor."

"Bu gece arabada kalırız. İlk defa arabada kalmıyorsundur heralde?" Daha fazla sinirlenmesin diye şoför koltuğuna geçmemeye karar verdim. "Hadi sen de bin. Hava soğur şimdi." Koltuğa oturup kapıyı da kapattım. Kerim de çok geçmeden geçmişti yan koltuğa.

"En azından arka koltukta bir battaniyemiz var." Uzanıp battaniyeyi aldı ve açıp ikimizin de üzerine gelecek şekilde örttü.

"Sen arabanda battaniye mi taşıyorsun yani?" dedim şaşırarak.

"Bugün burda mahsur kalmak gibi bir niyetim yoktu aslında. Ama yine de akşam döneceğimizi düşündüğüm için almıştım. Akşamları hava soğuk oluyor. Örtersin diye." Gülümsedim.

"Benim için mi getirdin yani?" Kerim beni mi düşünmüştü?

"Hadi üzerini iyi ört." Arkasına yaslandı ve koltuğunu arkaya doğru biraz eğdirdi.

"Nerden yaptın onu? Ben de yatmak istiyorum. Çok yoruldum."

"Koltuğun kenarında. Biraz aşağı kısmında." Elimi uzattım ama bulamadım. "Ben yapayım." Kerim önümden uzanıp tuşa basmaya başladı. Ben de gözlerimi kapatıp kokusunu çektim içime. Kerim yine her zamanki gibi babam kokuyordu. Kerim geri çekilince gözlerimi açtım.

"Yarın ne yapacağız?"

"Telefon çeken bir yer bulana kadar yürüyeceğiz." Cama çevirdim gözlerimi.

"Yıldızlar ne kadar da güzel. Keşke evde de böyle izleyebilsem." Derin bir nefes bıraktım. "Yıldızlar neden şehir ışıklarında görünmez biliyor musun?"

"Neden?"

"Çünkü şehrin ışıklarını gördüklerinde onlardan daha parlak ışıkları görürlerse üzülür ve küserlermiş. Bu yüzden de göremezmişiz." Güldüm. "Babam küçükken böyle söylerdi." Gözümde yine küçüklük anılarım canlanıyordu. "Akşamları bütün ışıkları söndürüp otururdum. Yıldızlar küsmesin, ben de yatağıma yattığımda onları izleyebileyim diye."

"Görebildin mi peki?"

"Gördüm." dedim gülerek. Gözümden bir damla yaş aktı. Elimle yıldızlardan birini gösterdim. "Onun yanındakiler Melek Takım Yıldızı."

"Anne!" Koşarak annemin yanına gittim ve sevinçle sarıldım ona.

"Ne oldu kızım? Neden bu kadar heyecanlandın?" Elinden tutup odama doğru yürümeye başladım. "Kızım dur, düşeceğiz şimdi."

"Hadi anne, çabuk ol!" Sonunda odama ulaşmıştık.

"Ne olmuş, söyle bakalım." Elimle pencereyi gösterdim.

"Bak anne, yıldızlar var." Annem gülümsedi.

"Bunun için mi bu kadar heyecanlandın?"

"Şurdakiler var ya. İşte onlar Melek Yıldızları. Yani senin yıldızların." Annem biraz şaşırarak, biraz da gülümseyerek bakıyordu bana. "O yıldızlar hep beni korur bence. Çünkü onlar senin yıldızların. Melek Yıldızları..."

"Şunlar da benim yıldızlarım..." Sol tarafımızda daore olmuş yıldızları gösterdim. "Kiraz Takım Yıldızları." Son olarak da tam karşımızdaki yan yana duran iki yıldızı gösterdim. "Bunlar da..." Yutkundum. "Bunların adını daha bulmadım." Aslında onun da bir adı vardı. Ama söylemesem de olurdu.

Hırsız AjanWhere stories live. Discover now