15

158 22 72
                                        

yalvarıyorum I miss you, I'm sorry açın ve öyle okuyun ve acıdan dramdan kıvranın böyle

Dün akşam kafenin önünde yaptığımız konuşma bir daha açılmamıştı. Biz kalan şarkılarımızı söylemiştik, Zayn de bir masada tek başına oturup kahve içerken bizi izlemişti sessizce. Sahne kapanışına bırakmıştık Stand Still'i de. Üç sene önce onun yazdığı, daha önce birkaç kez şarkı bestesinde yardımcı olan prodüktör bir arkadaşı ile bestelediği bir şarkıydı. Onun şarkısını o bizi seyirci olarak izlerken onun önünde söylemek çok tuhaf hissettirmişti. O da şarkıyı duyunca şok olmuştu zaten, yüzündeki ifadeden anlamıştım.

Daha sonra Elliot'a neden bu şarkıyı söylediğimizi de sormuş zaten ama Elliot art niyetli bir soru olmadığını, gerçekten merak ettiği için sorduğunu bize ikna etmek için epey uğraşarak açıklamıştı bize. Aslında bana. Ben pek inanmamıştım çünkü, şarkısını söylememizden rahatsız olduğunu düşünmüştüm çünkü ama Elliot aksine mutlu olduğunu iddia ediyordu.

Akşam bitince de herkes evlerine dağılmıştı zaten. Zayn Elliot'a gitmişti, onda kalacaktı. Beni de Yeda'yı da Ruth eve bırakmıştı.

Sabah uyandığımda da telefonumda Zayn'in mesajını görmeyi beklemiyordum. İkisi saat sekizi yirmi dört geçe biri saat onu üç geçe attığı toplam üç mesaj vardı.

Zayn:
Günaydın Belamour, umarım uyandırmamışımdır
Bugün gün içinde daireye uğrayacağım haberin olsun

Zayn:
Mesajımı görünce bana döner misin?

Saat on buçuğu biraz geçiyordu. Şimdi uyanmıştım ve telefonu kontrol edince görmüştüm mesajlarını. Ona yazmak yerine aradım direkt. Üç kez çaldıktan sonra açtı ama açtığı sırada biriyle konuşuyor ve konuştuğu kişiye "Çabuk ye, on dakikaya çıkıyoruz." diyordu. Muhtemelen Elliot ile konuşuyordu, onunla kalıyordu çünkü. Hemen sonrasında da bana "Alo." demişti.

"Günaydın." dedim ben de ona. Daha sesim kendine gelmemişti pek. Gözlerimi de pek açamamıştım ekrana bakarken zaten.

"Günaydın. Yeni mi uyandın?" diye sordu. Sesimden belli olduğuna emindim.

"Evet. Mesajını gördüm şimdi, o yüzden aradım."

İç çekti. Neden iç çektiğini ve ne düşündüğünü merak ettim.

"Ben birazdan daireye gideceğim. Sen...gelecek misin?" Sorarken sesi biraz çekingendi. Daha doğrusu bunu sorup sormamakta pek emin değil gibiydi. Ama sormuştu yine de. Ben de bunu hiç düşünmemiştim zaten. Yani...onunla o eve gitmeyi hiç düşünmemiştim, o halleder ve sessizce Brooklyn'e döner diye düşünmüştüm. Hiç aklıma onunla o eve gitmek gelmemişti bile ve şu an bana bu soruyu sorunca kalakalmıştım öylece.

Uzun süredir cevap vermemiştim sanırım. "Belamour..." dedi telefonun öbür ucundan. Ben de tıpkı onun gibi iç çektim ve yutkundum. "Buradayım."

Yatakta biraz daha doğruldum. "Benim gelmeme gerek var mı? Benim halledebileceğim bir şey de yok ki zaten. Bayan Alwin bu yüzden seni çağırdı."

O da yutkundu. "Evde birkaç eşyamız var." Sesi birden düşmüştü. "Belki almak istediğin birkaç şey vardır diye söyledim." İçime ağır bir taş oturmuş gibi hissetmiştim ve günlerce onu oradan kaldıramayacaktım, biliyordum.

"Ben...çıkarken her şeyi attın diye düşünmüştüm."

Sadece nefes alış-verişini duydum. Hiçbir şey demedi birkaç saniye boyunca. Yutkundu önce, sonra da "Geleceksen haber verirsin o zaman." dedi sadece. Az önce ona söylediğim şeyin üzerine bir şey söylemeden konuyu kapattı öylece.

to begin againHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin