Sayıner Ailesi #3#
Bu hikâyede bir kadının kendiyle çatışmasını, reddedilemeyecek sonunu ve yürek yakacak bir aşkı okuyacaksınız.
Ve şunu anlayacaksınız, bir insan temas olmadan, başka bir insanı bakışıyla, sözleriyle, hayatıyla kendine bağlayabil...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Hava soğuk olmasına rağmen güneş vardı. Ancak varlığını kanıtlayamıyordu. Gördüğü manzaranın çok güzel olduğunu bir kez daha düşünerek güldü genç kız. Buraya her geldiğinde böyle olacaktı anlaşılan. Yavaşça Levent'e baktı. Diğerlerine göre daha büyük olan çekmeceli masada mezura arıyordu. Bunu yaparken hareket eden kolları bile çekici görünüyordu.
İç çekerek bakmaya devam etti Sima. Onu atölyesine çağırıp beden ölçülerini istemesi garipti. Tabi ki ölçülerini biliyordu ama onunla vakit geçirmek istiyorsa, bunu söylemek aptallık olurdu. "Buldum," dedi Levent ve ona döndü. O, onun bu haline gülümserken, Levent yanına geldi ve belli bir mesafede durdu. "Şimdi kollarını iki yana aç," dediğinde ölçeceği yeri biliyordu.
Sima onun dediğini yaparak kollarını açtı ve onun mezurayı arkasından geçirişini izledi. Sonra Simanın nefesini kesen, Leventte ise etki yaratmayan şey oldu, göğüs ölçüsünü almak için genç adamın elleri tam kalbinin üstünde buluştu. Baskı hissetmemişti bile, dokunmamış olmalıydı. Ancak bu kadar yakın olması bile mükemmel bir histi.
"İndirebilirsin," dedi Levent ve karnına geçti. Karnına doğru eğilmesi bile çılgıncaydı. Ve bunu ona söylememek için dudağımı ısırması çok acı vericiydi. Yine temas hissetmemişti. Bacak, boyun, kol hatta kafa ölçüsünü bile aynı şekilde almıştı. Ona dokunmadan, titizlikle ve içini yeşerterek.
"Levent Bey?" dedi Sima aniden. O önce ürkse de sonra işine devam etti. 'Hım' şeklinde bir mırıltı duyduğunda gülümsedi genç kız. Onu hiçbir zaman cevapsız bırakmıyordu ve bu çok güzeldi. Farklı hissettiriyordu.
"Şey... size bir şey sormam gerek," dediğinde cevap vermedi ve aldığı ölçüyü kağıda yazdı. Sıra kalça ölçüsüne gelmişti. Bundan cesaret alarak sorusuna devam etti. "Siz neden hiç dokunmuyorsunuz?" dediğinde gözleri, yanlış bir şey söylemiş gibi onun gözlerinin siyahında boğuldu. Anlamsız ve şaşkın bakıyordu. Bu bakış genç kızın söylediği şeyin garipliğini kanıtlıyordu adeta.
"Sana dokunmamı mı istiyorsun?" dedi alay eder gibi.
Simanın yaptığı şey ise kuruyan dudaklarını ıslatmak oldu. Çok yanlış anlamıştı ya da o yanlış sormuştu. "Hayır. Öyle demek istemedim. Yani Kenan Bey size asla dokunmamamı söyledi," dediğinde, Levent kaşlarını çatarak ölçüyü aldı ve ayağa kalktı. Beyaz gömleğini düzeltti. O an Sima, onun burnunun, vücudunun her yeri gibi mükemmel olmadığını fark etti. Hafif bir çıkıntı vardı burnunda. Bu bile hoş görünüyordu.
"Kenan işte. Gereksiz konuşmakta bir numara," dediğinde omuz silkti. Buna bu kadar takılmamış bir şekilde gülüyor olması gerekirdi. Ama tek yaptığı kağıdı masaya bırakarak birkaç numune kumaş almak oldu. Uzaktan genç kızın üstüne doğru tuttu ve uyup uymadığına baktı. En sonunda seçtiği kumaşı merak ediyordu. Ancak Simaya söylemeden kumaşları kaldırdı. "Gidebilirsin."