Sayıner Ailesi #3#
Bu hikâyede bir kadının kendiyle çatışmasını, reddedilemeyecek sonunu ve yürek yakacak bir aşkı okuyacaksınız.
Ve şunu anlayacaksınız, bir insan temas olmadan, başka bir insanı bakışıyla, sözleriyle, hayatıyla kendine bağlayabil...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
FİNAL
Genç kız son günlerde olduğu gibi huzurla gözlerini açtı ve yavaşça gerindi. Gözleri yani başında duran saate gider gitmez büyüdü. Öğlene yaklaşıyordu. Çok fazla uyumuştu. Hızla yataktan zıplarcasına kalktı ve dolabına ilerledi. O sırada pencereyi aşarak içeriyi aydınlatan güneş, içeriyi ısıtmıştı bile.
Sima olabildiği kadar hızlı bir şekilde, ki makyajı oldukça zaman almıştı, hazırlanarak odasından ayrıldı. Levent'i görmek istediğini fark etmek, karnında kavurucu bir acıya neden olmuştu. Biraz da bu acıyı dindirmek amacıyla merdivenlere yöneldi. Ancak o sırada arkasından gelen ses ile durdu. "Günaydın," dedi sevdiği kalın tını.
Sima gülerek gözlerini kapadı. Acar açmaz arkasını dönerek genç adama baktı. "İyi öğlenler daha doğru olacak sanırım."
Levent ona samimi bir gülümseme yollayarak bakmaya devam etti. Sima o gün garip bir şekilde Levent'in ona çok çok güzel baktığını fark etti. "Tasarladığım birkaç elbise var bakmak ister misin?" dedi genç adam.
Sima fazla hevesli bir şekilde, "Evet," dedi ve adama delici bakışlar yolladı. Levent gözlerini ondan zor çekerek merdivene doğru ilerledi. Genç kız onu takip ederken artık ezbere bildiği fotoğrafları yeniden inceledi.
Sessiz, ki bu Simaya fazla rahatsız edici gelmişti, bir şekilde atölyeye vardıkları zaman, Levent karışık masada bir şey aramaya başladı. Sima her zaman oturduğu sandalyeye çökerek sevdiği adamı izledi.
Normalin aksine takım elbise değil, kazak ve kot pantolon giymişti Levent. Kazağının gri, siyah çizgileri saçları ile öylesine uyumluydu ki genç kızın kalbi daha da hızlandı. Böyle bir şeyin sonucunun bu olması ne kadar da komikti. Levent elindeki üç büyük kağıdı genç kıza uzattı. "İşte. En çok beğendiğin hangisi?" dedi merakla.
Sima gözlerini aşık olduğu gözlerden zor çekerek elindeki çizimlere baktı. İçinde büyüyen ve yüzüne yansıyan hayranlık, Levent'i memnun etti. Genç kız pembe belde incelen, bol eteği olan elbiseden diğer elbiseye geçince dili tutuldu. Simsiyah askılardan gelen tül, göğüs çevresinde birleşiyor oradan da belini narince sarıyordu. "Bu çok güzel Levent," dedi genç kız kendine hakim olamayarak. Bunu yaptığı gün çok satacağından emindi genç kız. Büyüleyiciydi. Özellikle eteğin pileleri ile tül askı arasındaki uyum.
"Nedense bunu seçeceğinden çok emindim," dedi Levent ve çizimlere bakarken Simaya çok yaklaştığını fark etti. Çünkü başını çevirir çevirmez Sima'nın burnu bir santim uzağında duruyordu. Aniden aklına onu öpmenin nasıl bir şey olacağı düşüncesi geldi. Tabi bunda genç kızın heyecanlı bakışları ve neredeyse titreyen vücudu da neden olmuştu.
Levent Çetin o güzel kıvrımlı vücuda dokunmadan kendini geri çekti ve boğazını temizledi. Böylesine yakından bakınca daha etkileyici gelmişti gözüne. Daha güzeldi Sima. Her gün büyüyordu gözünde ve kalbinde. "Bu arada neden fikrimi sordun ki?" dedi Sima. Gergin, bir o kadar da sevimli, havayı dağıtmak amacı ile.