Sayıner Ailesi #3#
Bu hikâyede bir kadının kendiyle çatışmasını, reddedilemeyecek sonunu ve yürek yakacak bir aşkı okuyacaksınız.
Ve şunu anlayacaksınız, bir insan temas olmadan, başka bir insanı bakışıyla, sözleriyle, hayatıyla kendine bağlayabil...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bunu seviyordu. Bir insanın başka bir insana ne kadar bağlı olabileceğini düşünmek, aklın sınırlarını zorlasa da bunu seviyordu.
"Katılıyorum Bülent Bey," dedi Sima sakince. İstanbul'dan ayrılmalarının üzerinden sadece üç gün geçmişti. Fahri Sayıner ve ailesi oldukça samimi bir uğurlama ile onları İzmir'e yolcu etmişti. Sima buradaki evi bilmediği için Bülent Sayıner bizzat kendilerini almıştı.
Bülent Sayıner ve ailesi, diğer aileye kıyasla daha durgun gelmişti genç kıza. Bunun nedeninin erken kaybedilen annelerinden kaynaklandığını düşündü. Durgun olduğunu düşünse de, yeni yeni fark ettiği bir olgunlukta vardı bu ailede.
"Sanırım Levent hiçbir kuzenine azıcık bile benzemiyor," dedi Sima lafını sürdürerek. O bambaşkaydı çünkü onu seviyordu. "Az da olsa Kayaya benzediğimi ummuştum," dedi Levent düşünür gibi.
Sima genç adama bakarken hemen yanında oturan kıvırcık saçlı adama da bakmadan edemedi. Arbas Sayıner. Bu adamda daha önce gördüğü tüm erkeklerden farklı bir şey olduğunu seziyordu. Bir kere dedi aklı, papyon takıyor.
"Her neyse. Yolcu yolunda gerek," dedi Levent ve ayaklandı. Sima ertesi gün gideceklerini düşünmüştü ama Levent evini özlediğini söylemişti. Yeni ailesini, ailelerini çok sevmişti. Ama Ankarada bıraktığı bir parça da vardı. Ve bu parçanın büyük bir bölümünü Sima ile yalnız kalma isteği oluşturuyordu. Arada konuşulan iki cümle ile onu ne kadar tanıyabilirdi? Bir insan tamamen tanınabilir miydi ya da?
"Bunu kabul etmiyoruz Levent. Bir dahaki daha uzun olacak," dedi Bartu kaşları ile onay beklercesine bir hareket yaptı. "Bence de," dedi eşi Yasemin. Sima onun kıpkırmızı saçlarına geldiğinden beri hayranlık dolu bakışları ile bakıyordu. Bu renk öyle yakışıyordu ki bu kadına, daha güzeli olamazdı.
"Tamam, tamam," dedi Levent gülerek. Oysa denize alışmaya başlıyordu. Bu masmavi dalgaların öfkeyle getirdiği ferahlığı özleyeceğini iyi biliyordu. Ancak sonra aklına kendi denizi olan gözler geldi ve ufacık bir sıcaklık bedenine yayıldı.
Evden çeşitli dilek ve isteklerle ayrıldılar. Levent yanında sessizce oturan genç kızı süzdü ve farkında olmadan iç çekti. Ancak bunu Sima fark etmişti bile. "Merak etme. Onlarla bol bol görüşeceğiz," dedi rahatlatmak istercesine. Levent bunu düşünmediği halde başıyla onay verdi yavaşça.
"Sima," der demez kendini durdurdu. Ne diyeceğini düşününce kaşları havaya kalktı. Genç kızın kendine bakan gözlerini görünce ağzını açtı. "Eğlendin mi?" dedi öylesine. Oysa durmaksızın konuşsaydı iyi ki varsın diyecekti. Bunu ne sebeple diyecekti?
"Evet. Herkes çok iyi ve samimi. Sanırım hepsini ayırt etmeksizin sevdim." Genç kız Levent ile geçen her günü ile daha çok ümit ve sevinç doluyordu. Onun yanında olmak düşündüğü gibi işe yarıyordu.