İyi Okumalar...
"Güzel bebeğim..."
Ayların hasretini geçirmek ister gibi öpüyordu tenimi Kim Taehyung. Kaç dakika, hatta saatler mi geçmişti bilmiyordum ama bildiğim tek şey, bu öpücüklerin beni ne denli etkilediğiydi.
Arzu ve istek dışında, özlem ve sevgi barındıran öpücükleri son bulmuş, yavaşça kafasını boynumdan kaldırmıştı Taehyung. Özlem gerçekten o kadar büyük bir duyguydu ki insanı yapmam dedirten şeyleri yaptıracaktı.
Yavaş bir şekilde üzerimden kaldırıp oturmasını sağladım ve ondan sonra ben de oturur pozisyona geldim. Artık aylardır beklediğim o soruları ona sormak istiyordum, çok bile dayanmıştım.
Yaşadığımız şeyler birbir aklıma dolarken gözlerimin de dolmasını engelleyememiştim. Hiç kolay şeyler yaşamamıştık. Konuşursam ağlayacaktım muhtemelen ama merak ettiğim şeylere bir cevap bulmak daha önemliydi şu an için.
"Nerdeydin Taehyung..?"
Sorum dudaklarımdan fısıltı eşliğinde çıkmıştı. Vereceği cevapların, kalbimi daha da acıtacak şeyler olmasından korkuyordum.
"Nereden başlasam, sana nasıl anlatsam bilmiyorum. Kendimde olmadığım bir dönemdi sanki Jungkook. Beynim bir sis ile kaplıydı ve beni hareket ettiren şey başkaydı, başka biriydi. Beni buraya getiren tek şey ise kalbimdi."
Onun da gözleri hafifçe nemlenmişti, ayrılık bize yaramıyordu gerçekten. Anlatmaya devam etmesi için yavaşça kucağına oturup sol elimi yanağına yasladım, ona karşı duyduğum sevgiyi ve şefkati hissetsin istiyordum. Bu yüzden baş parmağım ile yavaş yavaş okşadım yanağını.
Sanki bunu yapmamı istiyor ama söyleyemiyormuş gibi kafasını elime yasladı ve yavaşça gözlerini kapattı. Gözlerim onu böyle görmeyi çok özlemişti. Bu yüzden yavaşça, kucağında olmamdan dolayı üzerine eğilip dudak kenarına minik bir buse kondurdum. Yaralı bir kuşun kanadını öper gibi çok hafifti.
Yavaşça kapattığı gözlerini açtı, sanki söyleyeceği kelimelerle bir cümle kuramıyor gibi kafası karışıktı, gözlerinden görüyordum. Bir sürü karışık duyguya ev sahipliği yapıyordu.
"O yangına yakalandığım gün, senin yanına gelmek için kaçacak her yeri aradım, yanmak bile umurumda değildi ama sen vardın. Yaşayacağımız onca şey vardı ve ben hiçbirini yaşamadan ölmek istemedim. Hoşuma giden bebek yüzünden lanete kapıldım."
Susup dudaklarını yaladı, sanki içten içe pişmanlık duyup kendini suçluyordu ama bu ayrılığın sebebi ne o, ne de bendim. Biz sadece bizi buna sürükleyen kaderin kurbanları gibiydik.
"Buradan gitmek istemiyordum, varlığımı görmeni istedim hep ama bunu onun yüzünden doğru düzgün yapamadım bile. Seni korkutup ağlatmaktan başka bir sike yaramıyordu. Seni her zaman takip ediyordum, evime gittiğinde ben senden önce gelmiştim. Kokum o yüzden yoğundu, kendimi sana hatırlatmak istiyordum."
Tekrardan derin bir nefes almış ve bir süre beklemişti. O gün yavaş yavaş aklıma dolarken tüylerimin ürperdiğini çok net hissediyordum. Bebeğin ağlaması gözlerimin önünden gitmiyordu. Akıl ve mantığa uygun asla değildi.
Devam etmesi için gözlerine bakmaya devam ettim.
"Bebeğin ağlaması da bir çeşit ruh bağlama gibiydi, bebeğe bağlanan ve beni de lanetleyen o ruh, tamamen kötü ve şeytani bir ruhtu. İçinde iyiliğe dair en ufak bir kırıntı yok.
Daha bir sürü bebek vardı ancak bu hoşuma gitmişti dediğim gibi ama lanetlenme anı kafamda çok silikleşti. Lanet, Hoseok ve Seokjin ile son bulunca da sanki çok uzun zamandır uyuduğum bir uykudan uyanmış gibi oldum. Tek sorun dinç değil de yorgun olmamdı. Bedenim kadar ruhumda yorulmuş ve ağırlaşmış."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
It's a Curse ≮
ParanormaleJeon Jungkook, her gece saat üçte kapısının çalınması yüzünden korkmuş, topladığı cesareti ile kapıyı kimin çaldığına bakmıştı; ancak tahmin etmediği bir şey olmuştu. Kapıyı çalan kişi, henüz birkaç ay önce yangında ölen sevgilisi Kim Taehyung'du.
