45. Bölüm - Kovuldular

66 13 2
                                        

Boran Karadağ ve adamları konaktan çekildi ama gerilim tek bir zerre bile eksilmedi.

Fatma, bastonunu taş zemine vura vura Ali'nin tam karşısına dikildi. Gözlerinden adeta alev fışkırıyordu.

Fatma:(Gür ve titremeyen bir sesle) Göreceğin kadarını gördün mü Ali? Karadağların yılanı kapımıza kadar dayandı, gözümüzün içine baka baka toprağımıza, şerefimize göz dikti! Sen hâlâ neyle uğraşıyorsun?!

Ali:(yutkunarak babaannesine bakmaya çalıştı) Babaanne... Bak adamları gönderdim, konağı korudum—

Fatma:(Lafını keserek bastonunu hırsla yere vurdu) Korumadın! Şans eseri kurtuldun bugün! Üzerinde hâlâ o hastane kokusu var Ali! Üstün başın doktor önlüğü, aklın elin ameliyat masasında! (Dedi ve bir adım daha yaklaşıp parmağını Ali'nin göğsüne doğru salladı) 1 aydır hastaneyle uğraşıyorsun açtırdın sonunda ne oldu? Tepemize çöktüler hemen! Yeter artık! Karın da sen de düşmüşsünüz bir hastane sevdasına, koskoca Vefalı mirası sahipsiz kaldı! Boran Karadağ kapıya dayanmış 'malları alacağım' diyor, sen hâlâ ne idüğü belirsiz işlerin peşindesin!

Ali:(kaşları çatıldı, içindeki doktorluk sevdası bu laflarla bir kez daha incinmişti) Babaanne! Ben naptığımı biliyorum! Doktorluğuma devam edeceğim, malımı da ağalığımı da koruyacağım!

Fatma:(sinirle) Hemen yarın amcan ve kuzenlerini o tarladan toplayıp buraya getireceksin! Onlarla barışacaksın Ali! Şimdi husumet zamanı değil, aşireti toplama zamanı! Ayrı gayrı olmaz o soysuz yılan rahat durmaz! Birlik olma zamanıdır!

Ali: (İtiraz ederek) Asla!!! Babaanne! Amcam ve kuzenlerim buraya gelmeyecek! Ben onlardan intikam almak için buradayım! Öldürmüyorum çünkü ben insan yaşatmak için yola çıktım onlar da cezalarını böyle çekecek!

Fatma:(Tavizsiz bir öfkeyle) Cezasını sonra kesersin! Şimdi malı, toprağı, bu konağı koruma zamanı! Aşiretin başına geçeceksin, ağalığını bileceksin! O amcanla kuzenlerini yanına alıp Boran Karadağ'ın karşısına dikileceksin! Ya bu doktorculuk oyununu bitirip dedenin mirasına sahip çıkarsın, ya da Boran Karadağ gelip bu konağı başımıza yıktığında o elindeki stetoskopla kalakalırsın!

-son sözünü de söyleyip hışımla arkasını döndü. Bastonunun sert yankıları taş avluda çınlarken, Ali olduğu yerde derin bir çaresizlik ve büyüyen bir öfkeyle donakaldı.

*

Berhayat Hastanesi'nin yoğun temposunun ardından ekibin kendini dışarı atmışlardı. Açelya, Demir, Doruk, Ezo, Gülin ve Güneş bir akşam yemeği için şirin bir restoranda büyük, yuvarlak bir masanın etrafında toplanmışlardı. Masanın baş köşesinde Açelya, hafifçe belirginleşen karnını okşayarak oturuyordu. Demir ise her zamanki gibi panik ve aşırı korumacı tavırlarıyla Açelya'nın tabağına sürekli sağlıklı şeyler yığmakla meşguldü.

Demir: Açelya, bak o soslu tavuktan yeme, mideni yakar. Şu buğulama balıktan ye, bebeğe iyi gelir. Çay da içme...

Açelya:(gözlerini devirip çatalını masaya bıraktı) Demir! Aşkım, masada altı kişiyiz ama sen tek kişilik dev kadro olarak beni darlıyorsun! Alt tarafı bir yemeğe çıktık, beni diyet kampına sokmadığın kaldı bir tek!

Doruk:(kahkahasını bastıramayıp bacak bacak üstüne attı, elindeki meyve suyundan bir yudum aldı) Valla Küheylanım, kızı rahat bırak artık! Çocuk daha doğmadan senin bu darlamaların yüzünden tıp fakültesini erken bitirecek, bak haberin olsun.

Güneş:(hemen lafa atıldı, elindeki menüyle hafifçe Gülin'in omzuna dokunarak kıkırdadı)

Valla bence Demir haklı! Ben de Gülin'e sürekli dikkat ediyorum. Değil mi Sultanım? Bak sana da kolesterol yapmasın diye şu tatlıyı söyletmiyorum.

KARMAŞIKBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin