Evcilik Oyunu

2.2K 129 32
                                        

19. Bölüm

Karşımdaki adama şaşkın şaşkın bakıyordum. Çünkü onun beni kaçırması çok saçmaydı. Tom'un babası bay Thompson, beni kaçırabilecekler listesinde bile olamazdı ama yapmıştı işte. O da sırıtıyordu. Tepkimden zevk almış gibiydi.

"Merhaba, Miley. Görüşmeyeli uzun süre oldu. Sen gelmeyince biz misafir edelim dedik." dedi. Grace bir bakıp tekrar bana döndü ve konuşmaya devam etti"Arkadaşında sürpriz gibi bir şey oldu. Neyse. Onu da misafir ederiz. Ev zaten çok geniş ve elimizin altında her şey var. Senin arkadaşlarını misafir etmek hoşumuza gider."dedi sırıtmasını hiç yitirmeyerek. Sesinde alay vardı sanki. Bize doğru gelmeye başladığında Grace çırpınmaya başladı ama kabanlı adamdan kurtulamadı.

Bay Thompson tam yanımıza gelip durunca, Grace"BİZDEN NE İSTİYORSUNUZ? NE YAPTIK BİZ SİZE. BIRAKIN BİZİ." diye tekrar bağırmaya başladı.

Bay Thompson yüzünü buruşturdu. Grace'in bağırması hoşuna gitmemişti. Yüzünü buruşturması ise benim hoşuma gitmemişti. Karşımda duran adam benim tanıdığım iyi yürekli bay Thompson ile hiçbir alakası yoktu. Belki hep böyleydi ama ben tanımamıştım.

"Bağırma. Normal konuşursanda duyarım seni." dedi bay Thompson, Grace'e.

Bay Thompson mı? Artık saygı sıfatını bile hak etmiyordu. 'Bay Thompson' yok artık. Sadece 'Thompson' var. Thompson.

"SENİNLE İSTEDİĞİM ŞEKİLDE KONUŞURUM. SANANE!"diye bağırarak, öfkeyle cevap verdi Grace.

" Emin misin? Bence çok fazla emin olma. Sana da iyi davranmamın sebebi sadece Miley'in arkadaşı olman. Şansını fazla zorlama."dedi Thompson. Sesi tehditkardı. Öyle ki Grace anında sus pus olmuştu. Benide ürkütmüştü.

Thompson tekrar bana döndü. Baştan ayağa süzdü. Önceden oğluna benzetenlere çok şaşırırdım. Ama artık onlara sonuna kadar hak veriyorum. Tom'a ne denli benzediğini farkettim. Duruşu, yüz ifadesi, tepeden bakması. Tamamıyla oğlunun babasıydı.

"Miley? Sürprizimi beğendin mi?" dedi. Sesindeki soğukluk hala varlığını devam ettirse bile tehditkar havası gitmişti.

"Bunu neden yaptınız? Ben ne yaptım?" dedim tam gözlerine bakarak. Hangi bahane ile bunu yapmıştı? Hangi hakla? Bu beni son derece öfkelendiriyordu. Adamlarının yanında böyle çıkışmak hiçte akıllıca bir hareket değildi. Yinede öfkemi kontrol altına alamıyordum. Gözleriyle etrafı taramaya başladı. Diğer yandan da dudaklarını kemiriyordu. Düşünüyor gibiydi.

"Sen ne yaptın... Sen ne yaptın biliyor musun Miley?" dedi dudaklarını kemirmeyi bırakıp gözlerini bana diktikten sonra.

"Ne?" dedim dişlerimin arasından öfkeyle.

"Oğlum." dedi eğilip gözlerini kısarak."Hatırladın mı? Tekmeyi basıp postaladığın çocuk. Tom. Onu çok üzdün. Bense oğlumun üzülmesini hiç sevmem."

"Ne?" diyerek Grace benim yerime şaşkınlıkla tepki vermişti.

Bense dilimi yutmuş gibiydim. Şaşkınlıktan konuşamıyordum bile. Tüm bunlar Tom yüzünden miydi yani? Ondan kurtulduğumu sanırken tekrar mı başıma bela olmuştu?

"Şimdi..." dedi Thompson, geri çekilerek."Buyrun, oturun."

Bir elini beline atıp, diğer eliyle koltuğu gösterdi. Kurduğu cümlenin yapısı rica gibi görünse de anlamca kesinlikle bir emirdi. Bende gidip kuzu kuzu oturdum. Öğrendiklerimle beraber içimdeki cesaret çekilip alınmıştı sanki. Korkum ağır basmaya başlamıştı.

"Sende!" dedi Grace'e sertçe, kafasıyla beni işaret ederken.

Bunu der demez, kabanlı adam Grace'i bıraktı ve o da koşarak gelip yanıma oturdu. Elimi tutup sıktı. Hızlı hızlı alıp verdiği nefesinden çok korktuğu belliydi. Bende onun elini sıktım. Sözsüz olarak birbirimizi destekliyorduk.

KOLEJDE BİR BURSLUBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin