Kaç!

2.3K 139 26
                                        

18. Bölüm

Şiddetli bir baş ağrısıyla tatlı uykumdan uyandığımda hiçte tanıdık olmayan bir odada gözlerimi açtım. Yatakta doğruldum ve etrafıma bakındım. Ahşaptan yapılmış bir odadaydım. Tavandan sarkan süslü bir avizenin kristallerine vuran güneş ışığı kırılıp duvarlara yansıyordu. Sağ duvarda dayatılmış yine ahşaptan olan bir gardırop vardı. Yataktan ağır ağır kalktım. Ayağa kalkmamla birlikte baş ağrımın üstüne zonklamalar da eklendi. Olduğum yerde durup iki elimle şakaklarımı ovalamaya başladım. Bir yandan şakaklarıma masaj yaparken tekrar odaya göz attım. Nasıl geldim ben buraya? En son neler olduğunu hatırlamak için zihnimi zorladığımda ağrısı biraz hafiflemiş olan beynime keskin bir ağrı saplandı. Neler olduğunu düşünmeyi bırakıp tamamen baş ağrımı geçirmeye odaklandım. Gözlerimi kapatıp şakaklarımı ovalamaya devam ettim. Ancak bir süre sonra kollarım ağrımaya başladığında ovalamayı kestim. Zaten bir işe de yaramıyordu. Gözlerimi tekrar açtığımda yeni gördüğüm pencere dikkatimi çekti. Normal dikdörtgen şeklindeydi. Pencerenin yanına gelip dışarı baktığımda gözüme çarpan ilk şey alabildiğine beyazlık oldu. Her yer karla kaplıydı. Ve her yer ağaçtı. Bildiğin ormandaydım şuanda. Aşağı baktığımda bahçede iki tane siyah kabanlı adam gördüm. Siyah kabanlı adam... Bu zihnimde bir şey çağrıştırıyordu ama tam olarak hatırlayamıyordum. Cama iyice yapışıp onlara tekrar baktım. Onları hatırlamaya çalışırken kaşlarım çatıldı. Baş ağrım buna pek yardımcı olmuyordu açıkçası. Nereden hatırlıyorum ben bunları? Nereden? Dur bir dakika! Bunlar bizi kaçırmışlardı. Hatırladığım anı kalbimin korkuyla daha hızlı atmaya başladı. Adamlardan biri sanki onları izlediğimi hissetmiş gibi kafasını kaldırıp baktı. Korkuyla hemen pencerenin önünden çekildim. Hıçkırıklarım boğazıma dizilirken gözyaşlarım akmaya başladı. Kaçırılmıştık. Hemde dağ başına. Peki Grace? O nerede? Lütfen ona bir şey yapmış olmasınlar. Grace'i bulmam lazım. Odanın ortasındaki tüylü yumuşak beyaz halının üstüne oturdum. Bacaklarımı kendime doğru çektim ve kollarımı etrafında sarıp başımı dizlerimin üstüne koydum. Çaresizlik bir kara bulut gibi üzerime çökerken gözyaşlarım daha hızlı akmaya başladı. Ne yapacağım şimdi ben? Bize ne yapacaklar? Tanrım, yardım et bana! Kurtulmam lazım buradan. Sakin ol Miley. Böyle oturup ağlamakla elime hiçbir şey geçmez. Hemen ayağa kalktım. Ne yapıp edip kurtulmalıyım. Ama ilk önce bu odadan çıkmalıyım. Gözyaşlarımı silip derin bir nefes alarak kafamı toparladım. Şimdi ben bu odadan nasıl çıkacağım? Pencere olmaz. Adamlar var. Tek çare kapı. Eğer o da kilitliyse burada kısılıp kaldım demektir. Kapının yanına gidip kapı kulpunu tuttum ve yavaşça indirdim. Tahmin ettiğimin aksine kapı açıldı. Kafamı usulca dışarı uzattım. Boş bir koridor vardı. Koridorun boş olduğundan emin olunca odadan çıktım. Odadan çıkmamla korkum iyice arttı ve daha çok gerildim. Bu da sakin kalmama yardımcı olmuyordu. Derin bir nefes aldım. Koridorun benim çıktığım tarafında iki diğer tarafındaysa üç tane kapı vardı. Sağ taraftan aşağıya inen bir merdiven vardı. Hemen karşımdaki kapıyı korka korka yavaşça açıp içeri baktım. Banyo idi. Hemen kapattım. Burada değildi. Etrafını hızlıca kontrol ettikten sonra diğer kapıya geçtim. Onu da açarken kalbim güm güm atıyordu. İçeri bakınca buranınsa tuvalet olduğunu gördüm. Geri kapattım. Yine etrafımı kontrol edip diğer kapıya geçtim. Kapıyı açınca buranın bir oda olduğunu gördüm. Birde yatakta uyuyan Grace. Hızlıca içeri girip kapıyı kapattım ve Grace'in yanına gittim.

"Grace." diye fısıldadım. Tepki vermedi.

"Grace" diyerek tekrar fısıldadım. Ama bu sefer ek olarak dürtükleyerek. Sadece homurdandı.

"Hadi uyan! Kalk!" diye sinirle söylendim. Tepki vermedi.

Korku ve panik sinir katsayımı arttırırken sabır seviyem aynı oranla düşüyordu. Onu bekleyemem. Adamlara yakalanmadan buradan kurtulmalıyız. Omzundan tutup onu sertçe sarstım. Bu sefer işe yaramıştı. Tek gözünü açıp bana baktı.

KOLEJDE BİR BURSLUBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin