"Evet seni yatağımın kenarında soluğu kesilmiş görüyorum
Arabamın arka koltuğunda, kafamın arkasında
Sesini duyduğumda gülmeden edemiyorum
Bu güzel bir ses, güzel bir ses
Hey Angel, hey angel
Gökyüzüne bakıyor musun?"
Her Şarkının Bir Hikayesi Vardır
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Derin bir nefes alarak kapıyı çaldım. Bütün cesaretimi toplamam o kadar zor olmuştu ki yaklaşık on dakikadır Niall ın kaldığı kulübenin kapısının önünde heyecanımı gidermeye çalışıyordum. Ve neden heyecanlı olduğumu hiç bilmiyordum. Yalnızca ellerimi ovuşturup duruyordum.
Sonunda Niall kapıyı açtığında yutkundum. Dediği gibi, oldukça yorgun gözüküyordu. Bitkin. Gözleri çoktan kızarmış ve şişmişti. Belliki ağlamıştı. Ve belki de ağlamayı durdurmasının tek sebebi benim gelmemdi. Yani belki de ağlamaya devam edecekti. En azından bugün için onu sakinleştirebilecek bi çözüm bulmalıydım.
"Uyandırdım mı?"diye sordum sanki ağladığını anlamamışım gibi. Niall dudaklarını sıkıca birbirine bastırdıktan sonra başını iki yana salladı. Neden benimle konuşmuyordu? Dertlerini her zaman benimle paylaşabilirdi. Gerçi bunu ona hiç söylememiştim. Yani bilmiyordu. Ve henüz tanıştığım birine karşı bu kadar samimiyet biraz tuhaftı. Ama sadece yardımcı olmaya çalışıyordum.
"İyi misin peki?"diye sordum yeniden. Bu kez dudaklarını ıslatmayı tercih etti. "Evet. Evet iyiyim"diye yanıtladı. İyiyim hiç bir zaman iyiyim anlamına gelmezdi. Aslına bakarsanız sıralama şu şekildeydi; harika, fena değil, daha kötüsü olmuştu, berbat, boktan, iyi.
"Hayır değilsin"dedim büyük bıkkın bir soluk vererek. Agh her ne kadar çok fazla negatif özelliğim olsa da ben insanları ve duygularını önemseyen aptal biriydim. Birinin üzgün olmasına dayanamazdım. Gözlerimin içine baktı ilginç bir şekilde. İç çekti. Herhangi bir şey söylemeyi reddediyordu. Bir süredir devam eden sessizlik beni iyice rahatsız etmeye başladı.
"Pekala toparlan hadi"dedim sonunda. Tek kaşını kaldırdı. "Ne?"
"Yorganını ve yastığını al."diye ekledim. "Nereye gidiyoruz?"diye sordu merakla. Aklımda harika bir şey vardı. Aslında bunu uzun süredir yapmak istiyordum ama hiç fırsatım olmamıştı. Artık listemden silebilecektim.
"Kamyonetimin arkasında uyuyacağız"
Niall bu kez diğer kaşını da kaldırdıve anlamsızca baktı bana. O kadar da ilginç bir şey söylememiştim ki. Alt tarafı kamyonetin arkasında yatacaktık. Eğlenceli olabileceğini düşünmüştüm. Yani en azından benim yanımda ağlamayı sürdüremezdi. Ve bu da bir şeydi değil mi?
"Ciddi misin sen?"
"Evet"diye soludum. Sonra da geri bastım. "Beş dakika sonra park yerinde olsan iyi edersin İrlandalı!"diye ona geri geri yürürken seslendikten sonra kulübeme doğru yürümeye başladım. Bunu neden yaptığımı inanın bilmiyprdum. Yalnızca bu kadar üzgün olması benim de kalbimi kırmıştı ve o iyi hissetmeden bende bu işin peşini bırakmayacaktım. İstesem bile yapamıyordum zaten.
Kulübeye girdiğimde neredeyse öpüşecek olan Zayn ve Avery i belli ki bölmüştüm. İkiside bana kızarmış bir biçimde bakarlarken şu an onlar benim umurumda bile değildi.
"Böldüğüm için üzgünüm"dedim yinede. Hızlı davrandım. Yatağımın üzerindeki yorgan ve yastığı alarak onlar göz açıp kapayana dek tekrar çıktım odadan. Onların öpüşmelerine ve onları böldüğüm için bana gönderdikleri çekingen ve bir o kadar da rahatsız edici olan bakışlarına meraklı değildim nede olsa. Kulübeden çıkıp park alanına doğru yürüdüm. Külüstür kamyonetimi gözüme kestirdikten hemen sonra Niall ın çoktan varmış olduğunu fark ettim.
Uzaktan bile çok tatlı görünüyordu. Yani ciddiyim. Hafif uzun çakma sarı saçları ve kırmızı yanakları ile o kadar şirindi ki istediği kıza baygınlık geçirtebilirdi. Ayrıca bu seksi olduğu gerçeğini de değiştirmiyordu. Pekala O cidden mükemmeldi. Yürüdüm ve hemen karşısında durdum. Gülümsediğini görmek güzeldi.
"Pekala şimdi yorganlardan birini arka tarafa sericez ve birini de üzerimize alıcaz"diye açıklamada bulundum. Kamyonetimin kasasına çıktım ve kendi yorganımı serdim. Bu sırada Niall ın yaptığı tek şey merakla beni izlemekti.
"Gel hadi.". Sonunda o da kasaya çıktı ve benim gibi oturmaya karar verdi. Fazla uykum vardı bu yüzden hemen uyuyacaktım. Ama öncelikle Niall ın moralini yerine getirmem gerekiyordu. Başımı yastığa koyup sırt üstü uzandım. Niall da aynı şeyi yaptı.
"Onu cidden özlüyorum"diye mırıldandığında gözlerimi devirdim. Bu işi zorlaştırıyordu. Ayrıca bana kalırsa abartıyordu. Derinbür nefes aldım.
"Biliyorum bunu sık duyuyorsundur ama emin ol ki bu en iyisi"dedim ona yumuşak bir sesle. En ufak bir şey demedi. Sessizce gök yüzünü izliyordu. "Biliyor musun iki yıl önce erkek kardeşim öldü. Ve tamamen benim suçumdu. Onu sokağın ortasında yalnız bırakmıştım ve geri geldiğimde de bir araba onu metrelerce havaya uçurmuştu."dedim kardeşimi hayal ederek. O anı asla unutmayacağımı, her gözlerimi kapattığımda göreceğimi ve her gü ağlayacağımı düşünmüştüm ama öyle olmamıştı. İlk altı ayım öyle geçsede sonunda atlatabilmiştim. Ve bunda ailemin ilginç bir şekilde çok yardımı olmuştu.
"Sonra da annem öldü ve babam alkolik psikopatın tekine dönüştü. Ve ben kardeşim öldüğü için şükretmeye başlamıştım. Çünkü kardeşimin bunu kaldıramayacağını biliyordum"diye ekledim. Bu kez bana baktı. Gözlerindeki güzel mavi tonunu daha önce hiç görmediğime yemin edebilirdim. Ne okyanuslarda ne de gök yüzünde.
"Haklısın. Belki de öyledir."dedi sessizce. Yutkunarak tekrar başını çevirdi. "Bazen sorunları çözemeyeceğimiz için yalnızca üstesinden gelmeyi ve karşısında güçlü olmayı denemeliyiz"
Vay canına sanırım benden gayet iyi bir psikolog olabilirdi. Açıkçası kendi başa çıkma çözümlerimi Niall a söylemekten başka bir şey yapmıyordun. Ve işe yarıyor gibiydi ki bana gülümseyerek döndü.
"Bunlar güzel tavsiyeler"dedi sevgi dolu bir sesle. Tebessüm ettim. "Eminim yarın kendini daha iyi hissedersin"
"Evet haklısın. Artık uyusak daha iyi olur."
Pekala 16 yaşında bir ergen olduğum için henüz tanışmış olduğum birine aşık oluyor olmam normaldi değil mi? Yani nede olsa gönül koyacak biri arayan o salak saçma yaşlarımdaydım.