STOLE THE SHOW İLE OKUYUN. MULTİUE KOYDUM :) bölümün sonlarında texting var :))
"En iyi atışını yap İrlandalı"
Ve sinsi gülümsememle geri çekilirken Niall ın da gözlerimi kısıp aynı sinsi gülümseme ile bana baktığına yemin edebilirdim. Gerçi onun ki daha çok 'benimle bu oyunu oynamana bayılıyorum' dermiş gibiydi. Anlarsınız ya. Keyif alıyormuş gibi.
Ve Harry ile piste çıktığımızda omuzuna elimi koyup elini tuttum. Harry elini belime doladığında...herşey iyi gidiyor gibiydi. Herhangi bir şey ters değildi bana kalırsa.
"Pekala siz neler çeviriyorsunuz?"diye sordu Harold. Ah bir bilsedi kim bilir bizi nasıl azarlardı. Ve ya bize katılırdı. Yani öyle değil saçma sapan şeyler yapma konusunda. Yoksa inanın işin içine Harry yi de katmak, o tarz bir fantezi aklımın ucundan bile geçmemişti.
"Hiçbişey"diye yanıtladım. Gözlerini devirdi. "Hadi ama. Fazla mutlu gibisin"
O an bizi dikkatle izleyen Nialler a baktım. Çenesini kavramıştı ve bir parmağını dudağının altına koymuştu. Tanrım cidden kıskanıyordu. Bu mükemmel bir şeydi. Daha da ileri gitmeye karar vererek ellerimin ikisini de boynuna doladım.
"Yanında olduğum için mutlu olamaz mıyım?"
Ve doğruydu. Sonunda edki şapşallardan birine daha kavuştuğum için ölesiye mutluydum aslında. Gülümseyip benden gözlerini kaçırdığında Harold, ben de gülümsedim. Ah Harry hiç bir zaman dışarıdan göründüğü gibi biri olmamıştı. O mütevazi ve kesinlikle utangaçtı. Kızarmış yüzünü fark etmemem için eğdi başını.
"Aslında ben...seninle konuşmak istediğim bir şey vardı"dedi ve sonunda başını kaldırıp bana baktı. Hemde az öncekinin aksine oldukça ciddi bir tavırla. Merakla kaşlarımı çattım.
"Bak bu...bunu sana nasıl söyleyeceğimi hiç bilmiyorum ama..." Harry zorla konuşmaya çalışırken ve kesinlikle başaramazken meraktan ölüyordum diyebilirim.
"Niall...o...bak ben aranızdaki şeyi onaylamıyorum tamam mı?"dedi sonunda. Tek kaşımı kaldırdım. Pekala Harry i cidden severdim ve fikirlerine de saydı duyardım ama aramızdaki o şey Harry de dahil hiç kimseyi ilgilendirmezdi.
"Nedenmiş peki?"diye sordum ona anlam veremeyerek. Tam bür şeyler demek için açıkça kalp şeklinde olan dudaklarını aralamıştı ki Niall dibimizde belirdi.
"Angel, Stella arıyor"diyerek çalan ama titreşimde olan telefonumu bana uzattı. Ve ben telefonu elinden alırken de "minik bir işim var eve gitmeliyim. Sonra görüşürüz"dedi ve ben veda etmek için oralı bile olmadım.
"Affedersin"diye mırıldandım Harry den ayrılırken. Kızlar tuvaletine doğru yol aldım. Stella dan gelen aramayı açtım. Beni Harry nin yargılarından kurtarmışmıydı yoksa anlatacağı şeyden ötürü daha da meraklanmama mı senep olmuştu kestiremiyordum. Yalnızca Niall ın gitmesine şaşırmıştım ve herşeyin yolunda olduğunu umuyordum.
"Stella?"diye soludum.
"Tanrım Angel ne olduğunu tahmin bile edemezsin!"dedi heyecanla ve oldukça yüksek sesle. Tek kaşımı kaldırdım. "Ne oldu?"diye sordum ona merakla. Sesi oldukça neşeli çıkmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ANGEL //horan + 18 {bitti}
Fanfiction"Evet seni yatağımın kenarında soluğu kesilmiş görüyorum Arabamın arka koltuğunda, kafamın arkasında Sesini duyduğumda gülmeden edemiyorum Bu güzel bir ses, güzel bir ses Hey Angel, hey angel Gökyüzüne bakıyor musun?" Her Şarkının Bir Hikayesi Vardır
