Gözlerimi yavaş yavaş açmıştım yine gölün dibindeydim. Acaba o gün olan şey gerçek miydi? nefes alabiliyo muyum diye denemek için yavaşca nefes aldım. Nefes alabiliyodum. Jacop yerde yatıyodu yanına kadar yüzdüm kalksın diye dürtmeye başladım. Biraz sonra gözlerini açtı suyun altında oldunu anlayınca -korktuğu yüzünden bile belli oluyodu- çırpınıp durdu, ağzını kapattı elimden tuttu hızlıca yukarı yüzmeye çalıştı. Bende onu geriye çektim:
-Jacop sakin ol ve nefes al.
Zaten nefesi bitmişti bayağı derindeydik. Yüzü nefes almamaktan mosmor olmuştu. Nihyet onu durdurabilmiştim ve:-Jacop sakin ol ve nefes al burda nefes alabilirsin bak ben alıyorum.
Dedikten sonra birden nefes aldı.-Bu bu nasıl? diyip kalmıştı.
Nekadar nefes alabilsekte burda olmak beni ürkütüyodu, yüzeye doğru yüzmeye başladım o da peşimden geldi.
Kendimizi kıyıya attık.Yine aynı yerdeydim. Jacop:
-Burası benim rüyamda gördüğüm yer, çok güzel biyer. diyip dikkatlice etrafı inceliyordu. Ben:-Bende buraya geldiğimde seni şu taşın üstünde gördüm.
Yine üstümüzde farklı kıyafetler vardı ama o sırada fark etmemiştik bile. Biraz dindikten sonra ayağa kalktım.-Şimdi ne yapıcaz.
-Asıl biz nasıl geri dönücez?
-Onu sonra düşünücez. Bence Emily burda bir yerlerde. Onu almadan gitmem.
-Burası büyük bir yere benziyo, onu arayarak biraz zor buluruz.
-Bana buraya tek gelenin kendisi olmadığını söylediğine göre burda başkalarıda var.
-O zaman aramaktan başka çaremiz yok.
-Hadi o zaman başlayalım.
***
Jacop:
-Şuna bak resmen balta girmemiş ormanlar.
Etraftaki otlar o kadar uzundu ki yürümekte zorlanıyoduk.
Yaklaşık 10 dakikadır ormanın derinliklerine doğru ilerleyip birini arıyoduk. Jacop:-Clare ya kimseyi bulamazsak?
Jacop'a bakmak için tam arkamı dönmüştüm ki ayağım takıldı yere düştüm. Jacop:-İyimisin! çok kötü düştün.
Yere düşünce uzun otlardan göremediğimiz bi yer gördüm tahtadan kulübeler vardı. Ben:-İyiyim sanırım. diyip ayağa kalkmaya çalıştım. Ben:
-Ah bileyim!
Eğilip bileğimi tuttum. Jacop:-Sanırım incittin. dedi kolumdan tutup beni kaldırdı. Yavaşça ayağa kalktım Ben:
-Çok kötü değil üstüne basabilrim. İlerde kulübeler var sonunda birilerini bulduk.
Jacop eline baktı ve:-Clare elim kan, kolun kanıyo galiba.
-Yere sürtünmüş olmalı.
Koluma baktım bayağıda kanıyodu. Jacop tişörtünün kol kısmını yırtıp koluma sardı:-İlerideki kulübelerde yaşayanlar belki yardım ederlerde iyi birileride olmayabilirler hiç güvenemedim buraya.
-Yinede bi gidip bakmamız gerek Emily orda olabilir.
Nerdeyse gelmiştik Jacop beni durdurdu ve:
-Sen burda bekle ben gidip bakıcam.
Tamam dedim ve ordaki ağaca yaslandım. Jacop kulübelere doğru ilerledi, bağırmaya başladı:-Kimse yokmu kimse yokmu. Burası terk edilmiş gibi görünüyodu ama evler çok eski durmuyodu sanki yeni terk edilmiş gibi. Jacop kulübelerden birisinin yanına gitti kapıyı itti, kapı açıktı içeriye girdi. 1-2 dakika olmuştu hala çıkmamıştı.
Beklerken bi ses duydum, bi kız sesiydi. Ses:-Clare sana yardım edebilirim.
Bayağı kısık bi sesti. Birden arkamı döndüm:-Kim var orda?
-Clare benimle gel sana yardım edim.
-Kimsin sen?
Cevap gelmemişti. Etrafa bakınırken ilerideki çalıların oynadığını gördüm. Ayağımın acısı biraz azalmıştı çalılara doğru yürüdüm, elimle çalıları araladım o sırada küçük bi kız çocuğunu dümdüz koşarken gördüm:-Hey bekle dur! kimsin sen?
Arkasına bile bakmadan hızlıca koşmaya başladı bende arkasından koşabildiğim kadar hızlı koştum -ayağımın acısı umrumda bile değildi-. Küçük kız beni çalılıklardan çıkıp bi mağranın kapısına kadar koşturdu, mağranın içine girdi. Jacop'un adımı bağırdığını duydum tam bende bağırıcaktım ki yine o kız sesi "hişş" demişti korkmaya başlamıstım. Mağra ürkütücü görünüyordu içerisi de kapkaranlıktı. Mağranın girişine kadar yürüdüm. İçeriden küçük kızların gülme sesleri geliyodu. Acaba bu kız beni neden buraya kadar koşturmuştu buraya girmemi istediği belliydi. Mağraya dikkatlice bakmaya başladım tam girmek için adım atıcaktım ki sağ tarafımdan benim yaşlarımda bi kız:-Sakın oraya girme, hemen ordan uzaklaş, yanıma koş!
Kız bana bağırınca mağradaki gülme sesleri birden sınıfta duyduğum çığlık seslerine dönüştü. Arkamdan birisi kolumu tuttu hızlıca diğer kızın yanına kostu. "Koş koş" diye bağırdı. Bunlara güvenmekten başka şansım yoktu, peşlerinden koşmaya başladım. Jacop hala bana sesleniyodu.***
Zoe sınıfın kapısını açtı:
-Clare burdamısın? bak bütün gün seni aradım sıra bize geldi yarışmayı da kaçırıcaz derken ayağı yerdeki eşyalarıma çarptı. Eyilip eşyalarımfan birini aldı:
-Bu Clare'in değil mi? neden yerde.
Telefonunu çıkartıp tekrar beni aradı ama telefonumda yerdeki eşyaların arasındaydı. Zoe:-Hay aksi ya bu kız nereye kayboldu. O sırada telefonu çaldı Kate aroyodu:
-Alo Kate.
-Clare'i buldun mu?
-Hayır ama sınıfta eşyaları yere dökülmüş.
-Ne! niye. Heryere baktın mı?
-Evet yok ama.
-Başına bi şey gelmiş olmasın?
-Okuldayken ne olabilirki?
-Bilmiyorum ama biyere gidicek olsa eşyalarını yere döküp gitmez heralde. Sara'yla üstümüzü değiştirip geliyoruz Clare yokken katılamayız zaten hem merak etmeye başladım.
-Sabahta bi garipti zaten cüzdanım çalındı müdüre gidicem falan dedi.
-Tamam biz hemen geliyoruz.
-Tamam görüşürüz.***
5 dakikadır arkamıza bile bakmadan koştuk. Çığlık sesi sanki bizi takip ediyodu. Yerdeki yaprakları temizleyip bi kapak açtılar. Erkek olan:
-Gir gir gir
-Ama Jacop..
Konusmama bile izin vermeden beni içeri soktular içeriye girip kapağı kapattılar. Kız olan:-Hişş sessiz ol.
Kafamı kaldırıp kapağa baktım hiçbir şey görünmüyordu. Birkaç saniye sonra ses uzaklaştı. Kız olan bana bakıp:-Sen Clare misin?
Şaşkın şaşkın bakıp:-Evet adımı nerden biliyosun?
-Emily senden bahsetmişti. diyip güldü.
-Emily'mi! onu tanıyo musun nerde şimdi? bide o peşimizdeki şey neydi?
-Şimdi bunları anlatamam zaten oraya gidince sana herşeyi anlatırlar. Emily'de orda. Hadi şimdi gidebiliriz.
-Durun bi dakika Jacop'u bulmadan hiçbir yere gitmem ben.
-O kim?
-Siz beni bulmadan onunla beraberdim o küçük kızı görüncede yanından ayrıldım.
Kızla erkek olan aralarında konuşuyorlardı."Ben oraya tekrar gitmem çok tehlikeli" "orda birisi var onu bırakamayız" Kız olan:-Sen Max'le diğerlerinin yanına gidiyosun bende ölmediyse arkadaşını almaya gidiyorum.
-Ne demek ölmediyse!
-Tek başına burda 5 dakika yaşamak bile mucize.
-Ben Jacop'u almadan bi yere gitmem, bende gelicem. dedim sesimi yükseltip.
-Asla olmaz onun yaşamasını istiyosan beni yavaşlatma. Hem bu ayakla kolla nereye? Emily'yi tanımasam seni burda bırakır giderdim. dedi sesini yükseltip. Max:
-Hadi gidiyoruz. dedi kolumdan tuttu dışarı çıktık. Kıza dönüp:
-İyi şanslar Alexa.
-Sanada.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BENİM
AdventureBir kaç saniye sonra gözlerim karardı, ses birden kesilmişti... Birgün uyansan ve arkadaşını senden başka kimse hatırlamasa ya bir günde seni unutsalar ne yapardın? Clare ve arkadaşları bundan kurtulabilir mi? yoksa bu hayattan silinecekler...