20. Bölüm final arkadaşlar. Finale kadar bölümler seri gelicek. Yirmi iki adlı hikayeme bakarsanız çooook sevinirim.
Multimedia da bir caps var
İyi okumalar
Karşımdaki kırmızı duvarda bembeyaz bir gelinlik duruyordu.
2 ay önce
Sabah kapımın çalınmasıyla kalktım. İçeri önce hizmetlilerden biri girdi arkasından da beş kadın. "Pardon efendim uyandırdım fakat Elif Hanım sizin için bir elbise dikdirtmek istiyor ve onun için şimdi bedeniniz alınacak." dedi. "Böyle bişeye gerek yok. Çok teşekkür ederim." dedim ve uslu bir kız oldum onları kovmadan çıkmalarını bekledim. "Aaa canım öyle şey olur mı kalk kalk hadi bu ne uyuşukluk he?" dedi ve elimden tutup beni ayağa kaldırdı. "Bekle şimdi senin bedenini alıp gidicem." dedi o kulak tırmalayan sesiyle.
Şimdiki zaman
Gelinlik o kadar güzeldi ki... Tam kendimi içinde hayal ettiğim gibiydi. Sade gibi ama bir o kadar da değil. Yavaşça gelinliğe yaklaştım gelinliğin üstünde kırmızı bir not vardı.
Hep hayallerini yaşamak isteyen kadın, benim de bir hayalim gelinliğin içindeki bit kadına evlenme teklifi etmekti. Sen gelinliğini giyip bana gelmedin, gelemezdin. Bu yüzden sen gelinliğini giy ben sana geleyim.
Yazıyordu. Hemen gelinliği elime aldım. "Melek hanım giymenize yardımcı olayım." dedi elimdeki gelinliği almaya çalışarak. "Gelinliği giyeceğimi kim söyledi?" dedim kaşlarımı kaldırak. Kadın bana anlamsız bakışlarını atarken Kaan'ı aramak için telefonu elime aldım.
"Eğer Kaan beyi arıyorsanız telefona cevap vermeyeceğini söyledi." dedi kadın bilmişçe. "O zaman siz arayın gerçekten onunla önemli birşey konuşmam gerek." dedim. "Hanımım-" Sözünü kesrim "Arayacak mısın aramayacak mısın? Eğer aramassan ben giderim ve bu kadar hazırlık boşa gider." dedim sinirle.
"Ta tamam bekelyeyin." dedi ve telefonu eline aldı. "Alo-" telefonu elinden çektim ve "Alo Kaan.." dedim ve bekeldim. "Melek" dedi hayretle. "Nerdesin?" dedim sinirle. "Be- ben evdeyim ne oldu? Beğenmedin mi yoksa?" dedi üzgün ve kısık bir sesle. "Bekle geliyorum. Sakın bir yere ayrılma!"dedim ve telefonu kapattım.
--
"Kapıyı yavaşça tıklattım ve Leyle kapıyı açtı. Tam birşey söyleyecekken elimi ağzına koydum ve "Kaan nerde?" dedim fısıldayarak. Konuşması için elimi yavaşça ağzıdan çektim "Arka bahçede." dedi. Ayağımdaki ayakkabıları yavaşça çıkardım ve arka bahçeye geçtim.
"Kaan bahçese bir o yana bir yana volta atıyordu. Bu haline istemsizce güldüm. Kim bilir neler geçiyordu aklından. Balkon kapısının eşiğine yaslandım ve onun beni fark etmesini bekledim.
KAAN'IN AĞZINDAN
Melek telefonu kapattığından beri aklımdan milyon soru geçiyordu. Delirecektim. Herşeyi beğeneceği şekilde dizayn ettirmiştim. Gelinlik evdeki huzur, süprüz... Beni sevdiğini de yazmıştı günlüğüne. Nasıl olur? Neyi beğenmez?
2 AY ÖNCE
Saat gece üç civarıydı. Evde herkes uyuyordu. Yavaşça kapıdan içeri girdim. Bekçiyle önceden anlaşmıştım zaten. Bu gün buraya geleceğimi kimse bilmeyecekti. Meleğin odasının balkonunun kenarına merdiveni dayadım ve sesizce çıktım. Ona duyduğum hisler sadece hoşlanma değildi. Yavaşca balkon camını itekledim. Onu da hallettirmiştim. Bekçiye. İçerdeki hizmetlilerden biri ondan hoşlanıyormuş ve ne derse yapıyormuş. Aman banane değil mi? Biz işimize bakalım.
Melek uyuyordu. Yavaşça yanına oturdum. Elinde bir kalem bir defter vardı sanırım onu yazarken uyuya kalmıştı. Defteri elime aldım ve açık olan sayfasına baktım
'O gideli tam tamına 10 ay oldu ve ben onu gerçekten özledim. Bir insanı tanımadan daha çabuk seversin daha çabuk aşık olursun çünki insanlarla ne kadar çok yakınlaşırsan o kadar kötü yanı ortaya çıkat. Bizim birbirimizi tanımamız için çok kısa bir zaman vardı. O zamanda yaşadıklarımla ona deli gibi aşık oldum.'
Dayanamadım ve yapmamam gerek bir şey yapıp bütün sayfaların fotoğrafını çektim. Büyük bir kitaptı baya büyük hem de. Eğer şimdi okursam yakalanabilirdim ama nu şekilde yakalanmazdım. Yanağına küçük bir buse kondurdum ve girdiğim gibi odadan çıktım.
Şimdiki zaman
Bahçede bir o yana bir bu yana hızla yürürken birden birinin bana baktığını gördüm. Önce ona doğru kısa bir bakış attım ve önüme döndüm. Sonra tekrar Meleğe baktığımda gözlerimi başka yöne çeviremdim.
Karşımda isminin tam anlamıyla hakkını veren bir kız duruyordu. Yeni uyanmış haliyle bile güzel bir kızı gelinliğin verdiği saflık ve narinlike ne kadar güzel olabiliyorsa o kadar güzeldi. Yavaş adımlarla bana doğru geliyordu. Bi yandan gelinliğin eteğini kaldırıyor bir yandan duvağını tutmaya çalışıyordu. Saçı biz dışarı çıkarken nasılsa öyleydi. Sadece duvağı saçına tuuturmuştu. Makyaj yapmamış bile denebilirdi. Önümde durdu ve gülümsedi. İlk defa onu bir şey yapmadan gülümsetebilmiştim. O somurtkan kız bana gülümsemişti. Yavaşça bir dizimin üstüne çömeldim ve cebimden bir yüzük çıkardım.
"Meleğim, hayallerimin gerçeği, benimle evlenir misin?" dedim. Aslında kafamda kurduğum kelimeler bunlar değildi. Ben kafamda çok daha fazla şey planlamıştım. Konuşma gibi birşeyler ama kahretsin ki söyleyememiştim. "Bu yüzük Kaan çok farklı ve çok, çok güzel..." dedi. Gözleri dolmuştu. "Evet, romantiklik yapmaya çalışan ama beceremeyen adam. EVET" dedi hem ağlayıp hem gülerek. Hemen ayağa kalktım ve yüzüğü parmağına taktım. Kollarını boynuma sardı. Onun o eşsiz kokusunu içime çektim. "Dah bitmedi. Bana bir dakika ver hemen geliyorum." dedim kollarını hafifçe gevşertti ve benden ayrıldı.
Üst kata nişan yüzüklerimizi almaya çıktım. Aşağı geldiğimde Melek ayakkabılarını giymekle uğraşıyordu. Kutunun içinden yüzükleri çıkardım ve zincirle boynuna astım. "Ben yüzük takmayı sevmem, taksam bile kaybederim. Bu yüzden ikisi de sende kalsın." dedim. Buna itiraz edeceğini düşünmüştüm ama birşey demedi ve kabul etti.
"Hadi şimdi kimse seni gelinlikle görmeden gidelim." dedim. "Neden? Bu gün düğün yapılmayacak mı?" dedi gözlerini büyüterek. "Evet yapılacak ama bunu sen ve benden başka kimseler bilmiyor." dedim. Büyük bir ihtimalle anlamamıştı ama daha fazla açıklama yapmayacaktım. Onu arabaya doğru çekiştirdim ve onu sabah bıraktığım ve düğünümüzdün yapılacağı yere getiridim. Arabadan indim ve kapısını açıp inmesine yardım ettim. Bu gelinlikle hareket etmek zor olsa gerek.
Meleğin ağzından
Kaan gizli işler çeviriyordu ve ben bunu hala anlamış değildim. Elini uzatınca tuttum ve yavaşça yalıya doğru ilerledik. Kapının önüne gelince zile bastı ve birden kapı açıldı. Herkes kapı hizzasında tek sıra olmuştu ve oldukları sıranın sonunda kırmızı bir masa vardı. Tuttuğu elimi birazda daha sıkı tuttu sanki ben burdayım der gibi. Ona baktım 'hadi' der gibi dudaklarını oynattı.
"Nasıl ya bu düğün daveti miydi?" dedi siması tanıdık olan fakat kim olduğunu çıkaramadığım kadın. "Bu daveti Sercan ailesiye dostluk bağlarınızı tazelemek için yaptığınızı sanıyorduk." dedi başka bit kadın.
"Zaten öyle bir davet." diye söze başladı Kaan. "Yanımda gördüğünüz bayan Sercan ailesinin son bayan üyesi. Biz birbirimizi sevdik ve erken bir evlilik birbirini çok seven iki aileyi akraba yaptı." dedi. Karşımızda dedelerimiz bize doğru geliyorlardı. İkisinin de gözleri dolmuştu. Kaan'ın elini daha sıkı tuttum ve onlara doğru ilerledik...
Gelinlik multide var arkadaşlar
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Peki Hayaller?
Short Story"Hayatta bazı şeylerin geç olması hiç olmamasından daha iyidir." Bi gerçekler vardır bir de hayaller. Hayatı olduğu gibi kabul etmiş bir erkek... Hayallerini gerçekleştirmeyi hayal eden bir kız... Evlenmeye zorlanan iki küçük sanılan büyük kalple...
