Part 14

60 6 1
                                    

Gözlerimi açtığımda başım çatlıyordu yağış hala devam ediyordu ve ben bilmediğim bir evin kanepesinde uzanıyordum. Elimi başıma götürdüm sanki alkolü fazla kaçırmış orta yaşlı bir kadındım, kabaca akşamdan kalmış biri gibi hissediyordum. En son Jack ile birlikte arabada olduğumuzu hatırlıyorum. Arabadaydık ve Matt'in başı dertteydi. Sonrasına dair en ufak bir şey dahi hatırlamıyordum. Ayağa kalkıp seslendim.

-Hey! Kimse yok mu?

Ses veren kimse olmadı. Önünde durduğum kanepenin tam karşısında büyük bir tablo vardı bir kadının sağ yandan profiliydi bu. Küçük,düzgün bir burnu vardı,dolgun dudaklar ve iri gözlere sahip bir kadının portresiydi bu. Birine benziyordu hayatımla yakından ilgilenen birine. Biraz flu bir resim olduğu için tam çıkaramamıştım kim olduğunu. Nerede olduğumu hala bilmiyordum. Elim boynumdaki kolyeye gitti. Hayır başım her sıkıştığında Dylin'e koşamazdım. Etrafa bakındım çantam buralarda olmalıydı yani ben onsuz hiçbir yere gitmem. Tabi buraya kendi isteğimle gelmemiş olmam büyük olasılıktı. Son üç aydır hayatımı zaten kendi isteklerim doğrultusunda yaşamıyordum. Kapı sesi ile irkildim. Gidip bakmaya çekiniyordum, korkmuştum. Uğultu duydum, hafif ama derin bir uğultu. Yerin parkeleri üzerlerine düşen ağırlıktan gıcırdıyordu. Her gıcırdamada bir adım geri gidiyordum. Vampir ve cadılarla dolu hayatıma bir yeni macera daha alamazdım. İçeriye girdiğinde korkularım yok oldu, gözlerindeki ışıltıya kapıldım sanırım. Masmavi gözleri vardı ve o an hissettim ki kocamanda bir yüreği vardı o adamın. Hayır ilk kez görüyordum onu ama sanki hep tanıyordum. Gözleri titreyerek bakıyordu hafif ıslak bakıyordu o güzel mavi gözler. "Büyümüşsün.." Tanışıyor olmalıydık. Sadece baktım, tek kelime dahi etmedim çünkü sanırım o adamın kim olduğunu biliyordum. Korkuyordum, duyacaklarımdan, öğreneceklerimden. Yeni bir hikaye, yeni bir macera, yeni gözyaşı istemiyordum. "Annen iyi bakmış sana, güzel bir genç kız olmuşsun.." Gözleri doldu tekrar "Annen gibisin onun gibi bakıyorsun." Cümlelerinin sonuna kızım ekleyecek diye çok korkuyordum. Koskoca 16 yıl geçirmiştim babasız koskoca 16 yıl. Alfred'di benim için baba. Ben korktuğumda onu arardım, beni o merak ederdi, başımı belaya soktuğumda o ilgilenirdi. Gözlerini kaçırdı. Öyle masum görünüyordu ki sanki beni terkeden kendisi değildi, annem beni ondan zorla almıştı. Sanırım biraz daha susarsak ağlayacaktım. Yutkunduktan sonra "Neden buradayım, ne zaman geldim?" diye salakça bir soru yönelttim. Tek isteğim bu kasvetli ortamın son bulması ve konunun 'acıklı hikaye' haline gelmemesiydi. "Senin hikayen bitti." Nefesim daraldı, 'Anlamadım' der gibi baktım kaşlarımı yukarıya kaldırarak. Titrek bakışlarımı diktim gözlerine. "Jessy yok artık." Yere çöktüm hani insanın vücudu karıncalanır ya benim yüreğim uyuşmuştu, kardeş kelimesini yakıştırdığım tek insan, en çok ağladığımız zamanlarda bile gülmeyi başardığımız, can yoldaşım, en değerlim yokmuş, nereye gidebilirsin ki, benim yüzümden nereye gidersin en masumu sendin bu hikayenin, başımı ellerimin arasına aldım buz gibiydi parmak uçlarım. Düşünemiyordum, neden ve nasıl sorusunu sormadım. Öğrenmek istemiyordum. Ve sonra bir haykırış, en derininden, en acısından. Yüreğimin sızısı, bedenimin soğukluğu sanki ruhumu teslim ediyordum. Benim yüzümden olmuştu her şey Matt'le tanışmamalıydım en başından hiçbirini tanımamalıydım belki Jesicca'yı bile tanımamalıydım. Ben hayatına girmeseydim şuan o hayatta olabilirdi. Aklımda belli belirsiz bir soru 'Matt ölmüş olmalıydı ben nasıl hayattaydım?' Bunda birinin parmağı varsa sıradaki ölecek olan kişi oydu, onunla işimi halledecektim artık bana sormadan benim hayatımı şekillendirenlerden nefret ediyordum. Dylin'den Matt'ten Alfred'den ve hatta annemden. Bana yaklaşıp kolumdan tuttu 'babam'. Ayağa kaldırmak için hafifçe yukarıya doğru çekti beni. Dylin ve Melissa içeriye girdi o sırada ikiside nefes nefeseydi. Dylin önce babama sonra bana baktı. Melissanın üzeri kan içindeydi.

---------------İKİ YIL SONRA-------------

Matt ve Jessy ölmüştü. Jesicca ölmeden önce bir vampire dönüştüğü için büyü kırılmıştı ve Lily kurtulmuştu. Matt'in ölümü dekaralar yüzünden olmuştu. Dylin ve Jack yetişememişlerdi. Melissa Alfred'le birlikte yeni bir hayata başlamıştı. Lily yaşadığı şok yüzünden bir yıl boyunca kendine gelememişti. Sadece son yıl biraz toparlanmıştı. Bu süreçte Dylin ve onların ailesinden kimseyle görüşmemişti. Babasıyla zorda olsa bir iletişim kurmayı başarmışlardı ve haftada iki gün babasında kalıyordu. Birbirlerini tanımaya çalışıyorlardı. Her şey yoluna girmişti aslında. Lily 18. yaş gününde anne ve babasıyla birlikte olacaktı. Ama önce Jesicca'yı ziyaret etmek istiyordu. Mezarlığa gitmeden önce güzelce hazırlandı, Jesicca'nın ona aldığı ceketi geçirdi üzerine ve çantasını alıp çıktı. Çok güzel görünüyordu Jesicca için hazırlanmıştı. Yolda yürürken çiçekçiye uğradı ve bir buket çiçek aldı, Jesicca'nın en sevdiği renk ve en sevdiği çiçek, bembeyaz papatyalar. Mezarlığa vardığında derin bir nefes aldı ve içeriye girdi. Jesicca'nın mezarının başında birisi daha vardı. Siyah takım elbiseli bir adam. Lily merakla mezarın başına doğru yürüdü. Orada duran Dylin'di. Önce derin bir bakış ve ardından dökülen iki damla yaş, uzun bir sessizlik vardı iki gencin arasında. Aslında söyleyecekleri çok şey vardı ama dile getiremiyorlardı bunu. Konuşmak zorlaşıyordu gitgide. Aslında hala büyük bir aşk vardı. Bunu kabul etmek istemeselerde içleri kıpır kıpırdı. Karşında hayatının adamı duruyor, en derin, en güzel, en masum duygularla sevdiğin adam. Ama artık imkansız. Kardeşine ihanet, bunu kaldırabilir misin? Lily kaldıramazdı. Papatyaları mezarın üzerine bırakıp geri çekildi, arkasını döndü attığı iki adım ona ağır gelmişti. Karşısında Matt'i gördü ona bakıyordu, arkasında büyük bir karanlık vardı, Matt'in ölüm anıydı bu. Matt yere düşerken bir şeyler mırıldadı "Beni ziyaret etmeyecek misin Lily?" Büyük bir patırtı Dylin'i arkasına döndürdü. Lily'nin bedeni yerde yatıyordu. Dylin onu hızlıca yerden kaldırıp arabaya götürdü. Sonra kendi evine, ve Melissa'yı aradı. Melissa yaklaşık yirmi dakika içerisinde Dylin'in evine varmıştı. "Bay Mouser'dan başkası yardım edemez Dylin, Matt'in bedenini görmüş bu hiç iyi değil." "Ara o zaman çabuk!" Aşka bir veda olabilirdi bu, Dylin, Lily, Matt, Jesicca hikayesi burada sona ermiş olabilirdi. "Alo Bay Mouser?" Melissa görüşmesini yaparken Dylin Lily'nin soğuyan bedenini ısıtmak için çabalıyordu. Melissa telefonu Dylin'e uzatıp Lily'nin yanına geçti.

"Hemen kendine geleceğini söylemiştiniz herhangi bir hareket yok gözleri de kapalı öylece yatıyor,bir aksilik olmadığına emin misiniz?"

"Dylin koş, Lily gözlerini açtı koş!"

"Tamam Bay Mouser uyandı ben haberdar edeceğim sizi iyi günler."

Büyük bir heyecanla Lily'nin yanına koştu Dylin.

"Nefes almaya başladı şimdide gözlerini açmış öylece bakıyor hala kendinde değil."

"Lily buradayım birtanem bak Melissa da burada ben de buradayım her şey geçti iyisin artık bana bak Lily gözlerime bak."

----------------- LILY-----------------

Başımda öylece dikilmiş adımı sayıklıyorlardı, elimi tutan esmer, uzun boylu, mavi gözlü, çok yakışıklı biriydi, sanırım adı Dylin, kumral kızın adı ise Melissa olmalıydı.

"Siz kimsiniz, neredeyim ben."

Birbirlerine baktılar sanırım yanlış bir şey sormuştum. O gözler hiç yabancı gelmiyordu aslında ama tanıdık olduklarını söylemem mümkün değildi. Neden yerde yatıyordum neredeydim hiçbir şeyi bilmiyordum yanımdakileri tanımıyordum hissizleşmiştim, Dylin ın gözlerinden dökülen iki damla yaş yüreğimde ateş yakmıştı, canım çok yanmıştı bunun dışında hiçbir şey, hayır, hiçbir şey hissetmiyordum..

------------------------------------------------------------------

Hayatından çalınan 2 yıl değildi bu artık, bütün hayatıydı. Jesicca'nın öldüğünü, bir vampire aşık olduğunu, bir cadıyı yakından tanıdığını, babasının geri döndüğünü, Alfred'in bir ailesi olduğunu hatta 18 yaşında olduğunu bile bilmiyordu artık. Dylin kendini dekaralara teslim etmişti Melissa ve Alfred çok uzaklara gitmişlerdi Lily bir akıl hastanesinde tedavi görmeye başlamıştı, babası ve annesi tekrar bir araya gelmişlerdi. Hayatta hiçbir şey aileniz ve dostlarınız kadar değerli değil bir şey dışında, kendi hayatınız, hayatınızı yaşamadan başka insanların hayatına öncelik tanımayın, kendiniz olun istediğiniz gibi yaşayın unutmayın hayat çok uzun değil üzülmeye, ağlamaya vakit ayıramayacak kadar değerli kısa bir oyun bu. Aşksa dünyanın en güzel duygusu ama hiç masum değil unutmayın..

-SON-

KUSURSUZ KANHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin