"BIÇAK İZİ"

81 14 4
                                    



Televizyonun sesini kısarak, gözlüklerini geriye doğru iyice itti. Kahvesinden bir yudum almasıyla, yüzünü buruşturması bir oldu. 

"Bu kahveyi sen mi yaptın Derin?"  Kafamı olumsuz anlamda sallayarak,  göz ucuyla Teoman'a baktım. Ablasının aksine kahvesini büyük bir iştahla içiyordu. Bu serseri, midesiz olabilir miydi? Gülümsememi bastırarak, onları izledim. Bir kardeşim yoktu. Olmasını da istemezdim çünkü ben doğduktan sonra öz babamla, annemin ilişkisi resmen bitmişti. Birbirlerine sevgileri bitmişti. En önemlisi birbirlerine saygıları bitmişti ve Dilan Hanım -annem- sosyal medyadan tanışıp, görüştüğü bir adamın yanına kaçmıştı. Elimden tutup, beni de peşinden sürükleyerek. Zamanla öz babamdan boşanmış, Rıfat denen adamla evlenmişlerdi. 

Bu süreç içersin de çok evden kaçmıştım. En son Çanakkale'ye kaçıp babama sığındığım da on iki yaşındaydım. Kendine bir düzen kurduğu için beni başından adeta def etmişti. O günü sürekli hatırlar, kabuslarımda tekrar yaşardım. Lanet olası alışkanlığımdan dolayı da saçlarımın okşanmasını isterdim. Öz babam, Rıfat, Boran... Hayatımda olan bu üç erkek bana hiçte nazik dokunmamıştı. Boran ilk başlar da öyleydi fakat sonr-.. 

"Dünyadan Derin'e aramıza dön kızım," 

Titreyerek, saçma düşüncelerime bir son verdiğimde Zeynep ablaya baktım. Kahvesini bitirmiş, ciddi bir hale bürünüp konuşma pozisyonunu almıştı. "Size Emin'den bahsedeceğim. Derin biraz biliyor zaten ama Teoman'a hiç bahsetmemiştim. Öyle değil mi ablacığım?" 

Teoman, kaşlarını çatarak kafasını salladı. Elindeki bardağı ortadaki beyaz sehpaya bırakarak, iki yana açtığı uzun bacaklarından, kollarını aşağıya sarkıttı. Bu haliyle çok serseri duruyordu. Her zamanki gibi.

"Seni dinliyorum abla?" diye sorduğunda Zeynep abla boğazını temizleyerek ellerini birbirine kenetledi. Bana yardım et  dercesine baktığında, Teoman da bana bakmıştı. Gözlerimi kapatıp bende ona kafamı, anlat  dercesine sallayarak  destek olmaya çalıştım. 

"Biri var, aynı yerde çalışıyoruz. Akçakoca'dan buraya taşındığımda tanışmıştık. Derin'in mevzuları falan biliyorsun anlatmıştım ya hani. Beraber aynı dosyaya baktık, bana yardımcı oldu falan." 

Ne yani? Teoman'a benden mi bahsetmişti? Buna rağmen, Teoman bana hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi davranıp, halime acımamış mıydı? 

İnanılır gibi değildi bu. Bu kadar iyi kalpli olmaları, alışık olduğum şey değildi. İki yabancıyla aynı evde yaşıyordum ve aynı kandan değildik. Yıllardır Akçakoca'da yaşadığım evdeki iki insan yabancıydı. Şu an aynı odada oturduğum insanlar değildi yabancı olan. 

Teoman kafasını salladı. Dudaklarını yalayıp, o da ablasına ee hadi  dercesine baktı. Bugün bakışlarımızla konuşuyorduk.

"Çok iyi birisi gerçekten Teoman. Bak, zaten iyi biri olmasa ben sana söylemezdim biliyorsun. Bu zamana kadar hiç kims-.." 

Aniden ayağa kalkan serseriye kaşlarım çatık bir şekilde baktım. "Ne zaman tanışmak istiyorsa tanışırız, sana güveniyorum." 

Çatık kaşlarımı gördüğünde, seslice kahkaha attı. Böyle gülmemeliydi. 

Bende tebessüm ettiğimde, Zeynep abla aniden kardeşine sarıldı. Sonra bana dönerek, ellerini açtı. Çak!  Meşhur hareketimiz. Bana da sarılınca, sevinçle geri çekildi. 

"Ee başımızda baba olmayınca bu serseriden çekiniyorum elbette. Babam benim!" diyerek tekrar kardeşine sarıldı. Teoman, ablasına karşılık vermeyerek doğrudan bana bakıyordu. Gözlerimi yere çevirdim. Bulanık görüyordum ama elbette ağlamayacaktım. "Şey benim sigaram bitmiş, ben bir bakkala uğrayıp geleyim abla." 

N E P E N T H E ( ZİFİRİ SULAR )Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin