Songül kalemi alıp başını kaldırdığında yanlarında dikilen Güney'i gördü. Hafif sakal bırakmış, saçlarını uzatmıştı.
Boğazı düğümlenirken yutkundu.
Güney de ona bakakalırken yutkunmuştu. Geçen birkaç ay Songül'ü daha da güzelleştirmişti sanki.
Ateş:
"Hı bu arada tanıştırayım sevgilimi zaten görmüştün Nazlı.. bunlarda bizim kızlar Meral, Su ve Songül. Arkadaş da Güney."
Güney:
"M.. memnun oldum."
Meral:
"Biz de canısı..."
Songül kendini iyi hissetmiyordu. Bu yüzden hızla ayağa kalktı.
"Meral ben geçeyim mi bi?"
Meral:
"Nereye canısı?"
Songül:
"Biraz midem bulandı da.. hava alayım."
Nazlı:
"Gelelim mi birimiz? Yüzün de bembeyaz oldu."
Songül:
"Yok yok.. hava alayım geçer."
Meral kalkıp yol verirken Songül geçmişti.
Ateş:
"Songül.. doktora falan götüreyim mi?"
Songül:
"Sağol Ateş.. gerek yok." dedi ve koşar adımlarla sınıftan çıktı.
Su:
"Birden bire ne oldu ki?"
Meral:
"Ben de anlamadım."
Güney:
"Ş.. şey ben de bi kantine gideyim."
Ateş:
"Tamam kardeşim."
Güney hızla sınıftan çıktı. Tanıtıma gelmediği için kampüsü çok bilmiyordu. Etrafına bakınarak bahçeye ilerledi. Bahçeye çıktığında kalabalığın arasında Songül'ü arıyordu gözleri.
Bir süre dolaştığında ilerdeki bankta oturan Songül'ü gördü. Yüzünü elleriyle kapatmış derin derin nefes alıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DİLHUN
FanfictionDilhun... Farsça 'içi kan ağlayan, kalbi yaralı' anlamlarına gelen bir kelime. Songül de böyle.. kalbi yaralı. Güney yaraladı kalbini.
