Güney önce yanlarına gitmeyi düşünse de yapamamıştı. Fakat uzaklarına oturmak yerine geçip önlerindeki sıraya oturdu.
Ali:
"Yazın güzelmiş. Hiç zorlanmayacağım." diye güldüğünde Songül de güldü.
Songül:
"Yine de anlamadığın bir yer olursa ben yardımcı olurum."
Ali:
"Sağol.. ben dersten sonra fotokobisini çektirip veririm."
Songül:
"Gerek yok bugün sende kalabilir."
Ali:
"Lazım olmaz mı sana?"
Songül:
"Yok yok.. sorun değil."
Ali:
"Sağol gerçekten ya.." diye gülümsedi. "Ee İstanbul'da mı yaşıyorsun? Yoksa yurt falan mı?"
Songül:
"İstanbul'da yaşıyorum ailemle. Sen?"
Ali:
"Ben de."
Bu sırada diğerleri gelmişti.
Meral:
"Biz geldik.." dedi yanlarına otururken.
Ateş Güney'e bakıp başıyla selam verirken Güney de karşılık vermişti.
Aytaç:
"Arkadaş kim?" dedi Ali'ye bakıp.
Ateş:
"Grubumuzun yeni üyesi." diye güldü ve tek tek hepsiyle tanıştırmaya başladı.
Su:
"Baya kalabalık bir grup olduk. Böyle olacağını tahmin etmiyordum."
Nazlı:
"Güzel oldu böyle ya... Ateş'le yalnız sıkılırım diyordum."
Ateş ters bir bakış attı.
"Aşk olsun kelebeğim."
Nazlı:
"Şaka şaka. Sıkılır mıyım ben senden ya. Liseden beri başımın tatlı belasısın."
Ali:
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DİLHUN
FanfictionDilhun... Farsça 'içi kan ağlayan, kalbi yaralı' anlamlarına gelen bir kelime. Songül de böyle.. kalbi yaralı. Güney yaraladı kalbini.
