"Latince mi? Cidden mi?"
Steve sonunda yemeğinden kafasını kaldırıp Tony'e baktı. "Ne?"
"Latince konuşuyorlar."
Çatalını bırakıp kulaklığını düzeltti. "Yüz yaşında falansın, Latince bilme şansın...?" Steve kafasını olumsuz anlamda salladı. "Fransızca biliyorum ama bunun hiçbir faydası olmayacak g-."
"J, Natasha'yı bağla." Steve'e durması için işaret yaptı ve bağlanmayı bekledi. Askerin anlam veremediği birkaç şey yaptıktan sonra kulaklığını çıkarıp ceketinin cebine sokuşturdu.
"Az önce ne oldu?"
Tony yanlarına yaklaşan genç garsona gülümseyip tatlısını önüne çekti. Adam uzaklaştığında Yunan tanrısına döndü. "Nat Latince biliyor. Garip ama öyle. Bu yüzden konuşmayı ona yönlendirdim ve ta daa! Tatlılarımızı huzur içinde yiyebiliriz."
Rogers gülümsedi ve tatlısından bir çatal aldı. "Neydi bu?" çatalıyla tatlıyı işaret etti. "Cheesecake. Hoşuna gitti mi?" Steve beğendiğini belli eden bir ses çıkardığında Tony'nin aklını kesinlikle uygunsuz düşünceler doldurmamıştı. Dikkatini tatlısına çevirip yemeye devam etti.
"Şimdi" Tony kaşığını kenara koyup bacak bacak üstüne attı. Rahat bir oturuş şekli bulamadığından bacakları ağrımıştı. "Fransızca mı biliyorsun? Her gün senin hakkında başka şeyler öğreniyorum, Bay Ronald." Yarım gülüşüyle askeri inceledi.
"Burada hayatta kalabilirim. O kadar değil ama..." Tony gözlerinin önüne düşen saçı üfledi. Çekilmesini sağlayamayınca eliyle geriye doğru tarayıp Steve'i inceledi.
Bu zamana kadar nasıl hiç denemediğini merak etmişti. 70 yılda neler kaçırmıştı? Hiç etrafı gezme zamanı bulmuş muydu? En önemlisi telefonunu kullanabiliyor muydu?
Zor olmuş olmalı, düşündü. Hâlâ zorlanıyor muydu? Arkadaşlarını özlüyor muydu? Ya da Peggy halayı? Kavga ettikleri günü düşününce kalbine bir acı yürür gibi hissetti. Eli istemsizce göğsünü buldu.
"İyi misin?" Işıldayan safir gözler onunkileri bulmuştu. "Basit bir ağrı. İlaçlarım yanımda endişeye gerek yok." Tatlısından bir kaşık daha aldı.
"Birilerini mi bekliyorsunuz?" Tony kafasını sesin geldiği yöne kaldırdı ve Steve konuştu. "Hayır."
Adam yanındaki kadın ile gülümsedi. "Rahatsızlık için özür dilerim. Başka masa kalmamıştı ve eşim burada yememiz için ısrar ediyor."
"Bizimle oturabilirsiniz."
Tony, Steve'in dediğine şaşırmaya fırsat bulamadan sarışın yanına oturmuştu. Diğer çift karşılarına oturup menüyü incelemeye başlamıştı.
"Biraz daha kibar ol." Tony bilmeden attığı ölümcül bakışlardan Steve'in koluna dokunmasıyla döndü. Tatlısının son lokmasını da alıp peçeteyle ağzını sildi.
"İsmim Alfred Norman." Kendisini ve eşini tanıttıktan sonra Steve'e döndü. "Siz?"
"Ben Matt ve eşim David."
Adamın gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi büyüdü bir anda. Bu Tony'nin gözünden kaçmazken Steve farketmemiş gibiydi.
Adam karısına bir şeyler fısıldarken Tony ne zamandır sıktığını bilmediği peçeteyi bıraktı. "Bay... soyadını hatırlayamadığım kişi,"
Adam ona döndüğünde yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi. "Karınıza dediklerimizi çevirmeniz bittiyse size bir soru sormak istiyorum."
Adam ondan pek hazetmemiş bakışlarla Tony'e döndü. "Eşiniz kusacak gibi görünüyor onu tuvalete götürmek ister misiniz?" Adam kaşlarını kaldırıp karşısında kenetli ellerini masaya koymuş adamlara baktı. İçindeki iğrenti duygusunu yüzüne yansıtıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
lover | stony
Fanfiction"my heart's been borrowed and yours has been blue, all's well that ends well to end up with you, swear to be over-dramatic and true to my lover." kapak: negativesd09 wait&sea/ao3'den esinlenilmiştir.
