Eveet açılışı yapıyorum.
Eğer hikâye beğenilirse aktif bir şekilde bölüm atmaya çalışırım, aksi takdirde diğer ficimi bitirdikten sonra buna devam ederim büyük ihtimalle.
Bugünki bölümün şarkısından kısa bir lyrics bırakıyorum :)
'You're such a fucking whore, i love it...'
_____
Sol omzuma astığım çantayla birlikte ıslak asfaltın üzerinde yürürken, bomboş sokakta yankılanan postallarımın çıkarttığı rahatsız edici adım seslerini kulak ardı ettim.
Kuru soğuğun bedenimi titretmesini engelleyemeyen ince ceketimin yakalarını kaldırıp omuzlarımı dikleştirirken, üşüyen ellerimi dar pantolonumun cebine sokup dudaklarımın arasındaki vişne aromalı lolipopu emmeye devam ettim.
Kaldırım köşelerine belirli aralıklarla dizilen turuncu sokak ışıklarının altında yürüyor, suratıma vuran ışıklar herbir adımımda tenimden uzaklaşıyor, karanlığın içine çekiliyor, sonra tekrar ışıkla buluşuyordum.
Akmaya başlayan burnumu hafifçe çekip geniş sokağın köşesini döndüğümde adımlarım duraksamış, bakışlarım iğrentiyle birlikte kısılmıştı.
Her şeyin başladığı bu lanet sokağa tekrar dönmüştüm, dört yıl önce gönderildiğim ıslahevindeki son günümü doldurmuştum bugün. Ve şimdi yine burada, kürkçü dükkanımdaydım.
Kafamı kaldırıp sağımdaki kırmızı tabelaya baktığımda sırıtmış, kendi kendimle düştüğüm bu durum için alay etmiştim.
Siktiğimin aşıklar çıkmazı...
Bu sokaktan nefret ediyordum.
Diğerlerinin aksine tümüyle zifiri karanlığa gömülmüş ve dar olan sokakta ağır ağır ilerlerken, burnuma dolan barut ve is kokusu midemi bulandırıyor, bu lanet yerde durmamı zorlaştırıyordu. Geçen dört yılda hiçbir şey değişmemişti. Evler yine döküntüydü, çöp ve sidik kokularının harmanlandığı yollar hâlâ girintili çıkıntılıydı. Hâlâ hiçbir canlılık belirtisi göstermiyor, tıpkı bir ceset gibi ölü görünüyordu bu sokak. Tıpkı insanları gibi ruhsuz ve ölü...
Uzun süre sonra tekrar buraya gelmek bana tek bir şeyi hissettirmişti; iğrenti.
En az babamdan iğrendiğim kadar iğreniyordum bu sikik yerden. Fakat dediğim gibi, burası da benim o lanet ettiğim kürkçü dükkanımdı ve ben geri dönmüştüm.
Yanından geçmek üzere olduğum çöp konteynırın içinden gelen hışırtılarla birlikte ilerlerken, kafasını doğrultup bana düşmanca bakan kara kedinin parlayan gözlerini gördüğümde aynı şekilde ona bakmış, daha sonra ayağımla tenekeye bir tekme indirmiştim.
Çıkan ses boş sokağı doldurduğunda çöpün içinden atlayıp köşede bana tıslayan bedenine bakarken sırıtıp önüme döndüm.
Sokağın sonuna geldiğimde adımlarım durmuş, tahta kapının ardındaki harabeye bakmıştım. Lambaları kapalıydı, tıpkı diğer tüm dökük gecekonduları gibi...
Ellerimi cebimden çıkartıp bitirdiğim lolipopun sapını yere savurarak ağzımda kalan sakızını çiğnemeye başladım. Ardından ileriye doğru bir adım atıp aralık duran tahta kapıyı iğrenç bir gıcırtı eşliğinde ittirerek açtığımda bedenimi içeriye bıraktım. Omzumun üzerindeki çantayı elime alıp kenarları çatlak olan basamakları iki adımda aşmış, dış kapının önünde dikilmiştim. Eğilip paspasın altına baktığımda, gördüğüm gümüş parıltıyla birlikte keyifsizce sırıtarak doğruldum.
Vakit kaybetmeden anahtarı kilide sokup boyası akmış kapıyı araladığımda, burnuma dolan rutubet ve toz bulutlarıyla birlikte birkaç kere öksürdüm.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Meyus || Vminkook
Fanfiction"Seni öpüyorum ama onu da öpüyorum. Sana dokunuyorum ama ona da dokunuyorum. Ve sikeyim, bu çok iyi hissettiriyor." 251120
