Banyodan çıkıp salona girdiğimde kapının arkasında duran torbalara doğru yöneldim. Mutfaktan gelen seslerden diğer ikisinin kahvaltı hazırladığını tahmin ediyordum.
Diz kapaklarıma kadar inen ve bağırımı açıkta bırakan bornozun eteklerini çekiştirip bir dizimin üstünde eğilerek poşetleri karıştırmaya başlamıştım. Giyecek bir şeyler ararken dikkatimi çeken kırmızı, saten ve yumuşak dokulu kıyafeti çıkarttığımda kaşlarım çatıldı. Bu bir elbiseydi. İnce askılıkları ve süper mini bir boyu vardı. Jimin'in bunu neden aldığını bilmiyordum, büyük ihtimalle telaşla hareket ederken aldıklarına bakmamıştı. Poşetin içinde bunun gibi başka kıyafetler de olduğunu fark etmiştim. Boşverip elimdeki elbiseyi yerine geri koyduğumda, buz mavisi yırtık bir kot ile beyaz tişört, siyah bir iç çamaşırını da alarak eğildiğim yerden kalkıp yatak odasına geçtim.
Kıyafetleri seri bir şekilde giyindiğimde aynanın karşısına geçerek kendimi süzdüm. Siyah bukleli saçlarım gözümün önüne düşüyor, ela irislerimi gölgeliyordu. Dudağımdan hiç çıkartmadığım piercingim yerini koruyordu. Giyindiklerim ise üzerime tam uymuştu. Zaten diğerleri ile bedenlerimiz az çok birbirine benziyordu.
Kıyafet etiketlerini çıkartmayı unutmayarak bir köşeye bıraktığımda, odadan çıkıp mutfağa doğru ilerledim. Jimin, tahtanın üzerindeki yumurta rulosunu dilimlere ayırırken, Jungkook da masaya kahvaltılıkları yerleştiriyordu. İkisi de üzerlerini değiştirmiş, diğer günlerin aksine oldukça bakımlı ve pahalı görünüyorlardı. Donatılan masaya bakarken dün geceki soygunu iyi ki yapmışız diyordum. Çaldıklarımız bizi bir süre idare ederdi.
Jungkook, masaya bıraktığı son tabakla derin bir nefesi vererek şöyle bir süzmüş, ardından uzun kollu kazağının kollarını dirseklerine kadar sıyırdığında bana dönmüştü.
"Umarım hizmetimizden memnun kalmışsınızdır Bay Kim."
Eliyle masayı gösterip oyuncu bir ifade ile konuştuğunda sırıtıp ona ayak uydurdum.
"Bunu ancak yedikten sonra söyleyebilirim Bay Jeon."
Jimin dilimlediği yumurta rulosunu masaya yerleştirdiğinde bize bakıp güldü. Ayakta dikilen Jungkook'un arkasından geçerken bilerek kendimi kalçalarına sürttüm. Bedeni kasıldığında kıkırdamış, ardından hiçbir şey olmamış gibi sandalyeyi çekerek Jimin'in yanına oturmuştum.
"İsmin bana çok tanıdık geliyor Taehyung. Sanki daha önce bir yerlerden duymuşum gibi hissediyorum."
Jimin, ekmeğine sürdüğü reçelinden bir ısırık almadan önce konuştuğunda, Jungkook da çaprazıma geçip oturmuştu. Omuzlarımı silkip elime aldığım çubuklarla hazır kimbaplardan birini alıp ağzıma atmadan önce umursamazca konuştum.
"Başka biriyle karıştırıyor olabilirsin. Taehyung adındaki tek kişi olmadığıma eminim."
Bunun üzerine düşünceli bir şekilde kafasını sallayarak "Olabilir." deyip geçiştirmişti. Sessizce önümüzdekilerden yemeye başladığımızda Jungkook, "Okul işini ne yapacaksınız?" Diye sordu. "Birkaç gündür gitmiyorsunuz."
"Bugün gideriz de, sen gelmeyecek misin?"
Jimin sorduğunda, kahvaltımı yapmaya devam ederken bir yandan da onları dinliyordum.
"Sanmıyorum. Zaten okulla pek bir alakam yok. Ayrıca Namjoon'un adamlarından biriyle karşılaşma ihtimalim de var, beni arıyordur."
"O heriften sonsuza kadar kaçamazsın zaten. Evde tek kalıp ne yapacaksın? Hem bizimle birlikte olursan başının belaya girme ihtimali daha az olur."
Söylediklerimin ardından Jimin başını sallayarak beni onayladı. Jungkook ise bakışlarını masaya dikmiş, bir şeyi düşünüyormuş gibi kaşlarını çatmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Meyus || Vminkook
Fiksyen Peminat"Seni öpüyorum ama onu da öpüyorum. Sana dokunuyorum ama ona da dokunuyorum. Ve sikeyim, bu çok iyi hissettiriyor." 251120
