Yaşam.
Yaşamak.
Yaşamak nedir?
Yaşamak, hayatını sürdürmek midir? Nefes almak mıdır? Uyanmak mıdır yaşamak? Yoksa gülümsemek midir? Gülümsemeyince yaşayamaz mısın? Ağlayınca ölmüş mü olursun?
Neden yaşıyoruz biz?
Arkamızdan ağlayacak ailelerimiz için mi?
Çok sevdiğimiz dostlarımız için mi?
İntikam için mi?
Mutlu olabilmek için mi yaşıyoruz?
Yaşama.
Bir rüya görüyorsun sadece. Yaşam, bir rüyadan ibaret. Annenin kısık sesle anlattığı masal, yaşam. Çocuk şarkıları, Kırmızı Başlıklı Kız, Külkedisi, Pamuk Prenses bir yaşam. Sen sadece bir masalın içindesin. Bir masalın saf karakterisin. Ama bunun masaldan bir farkı var. Sonu. Sonu mutlu bitmiyor masalın. Nefes alıyorsun ve nefes almıyorsun. Gözlerini açabiliyorsun ve sonsuza dek kapatıyorsun. Aradaki tek fark bu. Anlıyorsun değil mi, hiç görmediğim arkadaşım? Demek istediğim, yaşama. Yaşamak iyi değildir, boştur, yanılsamadır, gölgedir, halüsinasyondur.
Kapının çarpılış sesi evin içinde iki kez yankılandı. Babamın hala nasıl bunca şeye tepki göstermediğini anlayamıyordum. Duymuyordu belki, belki de kulaklarını tıkamıştı çevresine. Onu hiçbir zaman anlayamayacaktım ben. O tanıdığım en berbat insandı. En aciz, en güçsüz ve en karaktersiz. Tabi annemden sonra...
Anıl hala evdeydi. Nerede olduğunu bilmiyordum, bilmeyi de istemiyordum sanırım. Bir ara annesiyle konuştuğunu duymuştum ama o kadar dikkat etmemiştim ki ne dediğini bile fark etmemiştim. Yaklaşık 2 saattir odamın dökülmüş boyalı duvarına bakıyorum bomboş. Ne o çaldı kapımı, ne de ben çıkıp gittim yanına. Burada aylarımı geçirebilirdim belki de, ama o an çıkmak istedim nedensizce. Bunaldım veya sıkıldım. Çıkmak istedim.
Ellerimden destek alıp yatağımın üstünde doğruldum ve etrafı süzmeye başladım. Yapacak bir şey yoktu yine, son çare çıkacaktım bu odadan. Ayağa yavaş hareketlerle kalkıp odamın kapısını araladım. Gözlerimi sabitlediğim yerde, Anıl bana bakıyordu. Sıkılmıştı belli ki. Ama gitmemişti. Neden bilmiyorum ama ısrarla yanımda kalmak istemişti. Sanki bir şey biliyormuş gibi. Yavaşça kalkmaya hazırlandı, yerinde doğrulurken. "Otur," dedim. "Ben gidiyorum."
Gözlerimin içine hiçbir anlam taşımayan bakışlarıyla baktı ve yavaş adımlarla yanıma geldi. "Gitmiyorsun."dedi kafasını eğerek. Nefesi burnuma çarpıyordu ve o yerde ne oluyorsa, oradaki hücrelerim canlanıyordu sanki. Çürümeye yüz tutmuş hücrelerim, onun bir nefesiyle canlanıyordu sanki...
"Gidiyorum." Arkamı döndüm bir anda, yürüdüm sonra kapıya doğru.
"Şu an neyi düşünüyorsun? Benden kaçmayı, değil mi? Geldiğinde burada olmayacağımı ve benden kurtulacağını düşünüyorsun. Yanlış mı?"
Bir nefes alıp bıraktım dışarıya. Arkamı dönmek istemedim ama döndüm istemeden.
"Anıl, bunu yapma. Anlıyor musun? Yapma."
"Unutuyorsun."dedi dişlerinin arasından. Ama sakindi yine de."Bana izin verdiğini unutuyorsun, unutma."
"Pişman olacaksın..." diyebildim sadece. Sinirli miydim yoksa kararsız mı bilmiyordum. Sanki istiyordum, sanki ona izin verebilmeyi istiyordum. Ama yapamıyordum işte. İçimde bir şey vardı da, ruhumu emiyordu sanki. Konuşamıyordum, kızamıyordum, engelleyemiyordum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
DEPRESİF
Mystery / ThrillerBen bir renge sahip değilim. Siyah değilim, beyaz değilim, gri bile değilim. Rengimi ne gördüm ne de tahmin etmek için çabaladım. Yalnız saç diplerimden tutulup karanlığa fırlatıldığımı hatırlıyorum. Ha bir de, karanlığın beni yuttuğunu. Sonrasıysa...