Güzel.
Güzelsin.
Ben güzelim.
Ben güzel miyim?
Güzel olan suratım mı sürekli somurtan, yoksa fiziğim mi?
Güzel olan lekeli ruhum mu? Güzel olan hissizliğim mi? Güzel olan neyim var benim? Neden kimse konuşmuyor? Soru soruyorum size. Güzel olan bu sessizliğim mi, beni güzel yapan çatık kaşlarım mı?
Gülümsüyor muyum, kan mı ağlıyorum bilmiyorum.
Güzellik göreceli miydi diğerlerinin dediği gibi, yoksa herkesin güzellik anlayışı aynı mıydı?
Söylüyorum işte. Surat değildir güzellik, açık ten, mavi göz, omuzlardan dökülen güçlü saçlar değildir. Bacak boyu, bel ölçüsü, sutyen bedeni değildir. Güzelliğin en derinleri ruhtadır daima. Ruh... Berrak bir nehir gibi tertemiz bir ruh. Güzel olan buydu işte. Bu durumda güzel değildim ben. O zaman yalan söylüyordu. Yalan... Ona yakışmıyordu. O ki uzaktan geçişi göründüğünde içime anlamsızca güven aşılayan. Söylemezdi. Öyleyse bu neydi? Güzellik ona göre neydi? Ruhumu başkasının gözleriyle mi görüyordu, ruhum ona kendini yanlış mı tanıtmıştı?
Bilmiyorum.
Hiçbir fikrim yok, inan.
Hiçbir şeyi bilmiyorum, düşünemiyorum, hissedemiyorum. Ne yaptığımın farkında değilim. Beni neyin yönettiğinin farkında değilim. Mantığım ya da duygularım. Terk edilmiş hissediyorum. Soğuk sokaklara fırlatılmış, duvarlara sertçe toslamış hissediyorum. Eğer hissetmek buysa, tek hissedebildiğim yalnızlık. Yalnızlık ve yeniden yalnızlık.
Kaşlarım çatıldı istemeden de olsa. Duraksadım kafam onun omzundayken. Bir rüzgar suratıma doğru esti ve saçlarımı geriye doğru attı. Dağılmıştım, akan gözyaşım kurumuştu yanağımdan akarken. Anıl konuşmuyordu, ben konuşmuyordum. Kızmıyordum, sesimi de çıkarmıyordum. Yaptığım neydi, ben bile bilmiyordum. O an uzaklaştırmak istemedim kendimden. Bir kere yanımda biri olmasını istedim. Yalnız olmadığımı bir an hissetmek... Sadece birkaç dakika. Alışmayacağıma söz veriyorum. Sadece birkaç dakika...
Sağ elim bankın aralıklarına sıkışmıştı. Dört parmağımı o aradan çıkardım yavaşça. Uyuşmuş gözlerimi ovuşturdum işaret ve orta parmağımla. Sonra kafamı kaldırmaya çalıştım. Zorlandım biraz, o da zorlandı sanki. Ama hiçbir şey olmamış gibi devam ettim ve kaldırdım kafamı onun omzundan.
"Onu affetmemi istedi." Kısık da olsa çıkmıştı sesim. Şimdilik her şeye bir istisna veriyordum. Konuşmak, yakın olmak, ağlamak ve dahası. Her şey şimdilik. Her şey biraz sonra bitecek.
"Ve sende asla affetmeyeceğini söyledin." Beklemediğim bir anda konuşunca korkmadım değil aslında. Kendimi çok kaptırmıştım. Bu kadar abartmam saçmaydı, sadece küçük bir an. Olacak ve bitiverecek. Olacak ve bitiverecek.
"Evet."
"Ne yapmak istiyorsun?"
"Bilmiyorum."
"Hayır şu an, ne yapmak istiyorsun?"
"Sesim kısılana kadar bağırmak."
"Bağır."
Sustum.
Konuşmadı.
Yine sustum.
Yine konuşmadı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
DEPRESİF
Mystery / ThrillerBen bir renge sahip değilim. Siyah değilim, beyaz değilim, gri bile değilim. Rengimi ne gördüm ne de tahmin etmek için çabaladım. Yalnız saç diplerimden tutulup karanlığa fırlatıldığımı hatırlıyorum. Ha bir de, karanlığın beni yuttuğunu. Sonrasıysa...