Bulunduğum ortamdan kopmuş ve üçüncü dünya savaşının ortasına ışınlanmış, tam kulak zarıma bir kurşun yemiş gibiydim o an. Kulaklarım denizin derinliklerinde yüzüyormuşum gibi tıkalı, ama uğursuz bir şekilde uğuldayacak kadar gürültü içindeydi. Sol gözüm sinirden seğiriyor, ellerin yatağın o pis kahverengi nevresimini sıkıyordu. Kahverengi bu yüzden kullanılmazdı galiba, bende de aynı etkiyi bırakmıştı.
Deli gibi sinirliydim. Ortada sinirlenmem için bir okyanus dolusu neden vardı, haliyle hangi birine öfkeleneceğimi seçememiştim. Babamın yıllar sonra benimle konuşmak istemesine mi, benim onunla görüştüğümü bilmesine mi, onun adını anarken suratında oluşan derinliğe ya da oluşmayan nefrete mi...
Birkaç saniyeliğine gözlerimi yumdum. İçimden katrilyonlar basamağına kadar da saysam içimdeki öfke dinmeyecek gibiydi. Tüm pisliklerin yuvası haline gelmiş odanın boğuk havasını içime çektim gözlerimi sıkıca kapatırken. Birkaç kez derin derin nefes aldıktan sonra gözlerimi açtım ve bana bomboş bakan, o tanımadığım ama benim şu an nefes alabiliyor olmama sebep olan adamı gördüm. Bu bile ona öfkelenmem için bir nedendi. Benim dünyaya gelmemde katkısı olduğu için.
"İyi misin?" diye sordu kaşlarını kaldırıp sağ elini omzuma doğru uzatırken. Ondan önce davrandım ama, eli bana ulaşmadan havada elimi kaldırıp savurdum bir yerlere onun uzvunu. Ne kadar sert olmuştu bilmiyorum ama kaşları çatılmıştı ve ağzından sabır dileyici bir küfür kaçmıştı.
"İyi miyim?" diye sordum ona alayla. İyiydim. Tek başına yetebilen birine göre çok iyiydim. O'ysa bir zavallıydı. Aşık aptalın biri. Karısının, o dünyalara değişmeyeceği güzel karısının onu terk etmesinden sonra kendini bir odaya kapatacak kadar, kendini her şeyden soyutlayacak kadar güçsüz ve dayanıksızdı. Oysa ben babamın hep güçlü olduğunu düşünürdüm eskiden. Nevin Teyzenin babam hakkındaki avutmalarına kanıp, onunla oynayacağım oyunları planlardım her gece. Değildi. Ne güçlüydü ne de akıllı. Aptaldı. Belki de o kadın onu aptallaştırmıştı. Aşk, insanı aptallaştırır mıydı? Aşk güzel miydi ki? Ölüme sürükleyen bir şey güzeldir elbette, diye düşündüm. Ya beni bu dünyada yalnız bırakan şey... O da aşk değil miydi? Aşk tabii, ama saf aşk değil, dedi biri içimden. Aşk ve aptallık. Aşk ne kadar aptallık olsa da ayrı şeylerdir birbirinden.
Öyleyse aşk neydi? Aşk, Sindirella'nın üvey annesi miydi, yoksa iyi kalpli perisi mi? Aşk, Kırmızı Başlıklı Kız'ı yemek isteyen kurt muydu, yoksa onu yakalayan avcı mı? Sonu öyle bitmezdi aslında masalın. Çocukları kandırmak, onlara kötülük bulaştırmamak için söylenene kırık beyaz yalanlardı hepsi. Oysa çocuklar gerçekleri bilmeliydi daima, lekeleri fark edip kendine temizliklerine şükredebilmeleri için. Ölü şeylerle oynamamalıydılar, sadece farkındalık yaratmak için. Sadece bez bebeklerine daha gerçekçi bakabilmek için.
Ve masalın sonu... Kurt yerdi sonunda küçük kızı. Ne büyükanne yetişebilirdi oraya, ne de avcı. Kız görmezdi bile büyükannesini. İşte hayat da böyleydi, aşk da. Yerdi insanı. Tadına bakmadan, çiğnemeden yutardı. Tıpkı babamı tükettiği gibi tüketirdi.
"Defne!"
Sesi, düşüncelerim tam onu hedef almışken ayırdı beni boşluğumdan. Yaklaştı biraz, sonra öfke dolu nefesi çarptı suratıma. Kötü kokuyordu. İçki, sigara, kir... Dikkatimi topladım zor da olsa. "Ne var?" diye sordum onun aksine daha uysal bir tavırla.
"Seninle bir şey konuşacağım, çocukça hareketler yapmayı bırak."
"Çocukça..." dedim ritmik bir sesle. İşi alaya vurduğuma inanamıyordum ama ona bağırıp çağırmamdan daha etkili olacağını biliyordum. Sinirleniyordu, hatta deliye dönüyordu. İstediğim de buydu zaten. Onu sinirlendirmek.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
DEPRESİF
Misterio / SuspensoBen bir renge sahip değilim. Siyah değilim, beyaz değilim, gri bile değilim. Rengimi ne gördüm ne de tahmin etmek için çabaladım. Yalnız saç diplerimden tutulup karanlığa fırlatıldığımı hatırlıyorum. Ha bir de, karanlığın beni yuttuğunu. Sonrasıysa...