Tüm güzellikler soyutlanmıştı bu aciz kişilikten.
Belki ben soyutlamıştım kendimi fark etmeden, belki de kendi istememişti benim bünyemde mutluluk barındırmayı. Ben de razı olmuştum anlamadan, sormadan.
17 yaşında gencecik bir kız...
Sorunlu bir kız.
Alaycı gözlerin hedefi olan o kız.
Yenilgiyi kabul etmiş güçsüz bir kız.
Kendine ufak bir merhamet kırıntısı bile bulundurmayan bakışlarla bakabilen bir kız...
Kim bu kız?
Kim bu aptal genç? Bu yaşta mutsuz mu olunurmuş?
Kim mutsuzluğu seçer ki kahkahalara boğulabilmek varken?
Kim acıtır kendi tatlı canını bile bile gözünü bile kırpmadan?
Kim herkesin özendiği mavi gözleri varken siyah bakabilir etrafa?
Kim istemez hayatında onu mutlu edebilecek birini?
Bakma öyle. O kız benim. Tüm bunları isteyen de benim. Bu psikopat kişilik de benim, bu ruhsuz genç kız benim, bu sürekli asık olan, yanına yaklaşmaya korktuğun, üzerine özensizce 'Deli' sıfatını yakıştırdığın kız benim. Kantinde bilerek çarptığın kız, kollarındaki kesikleri saklamaya çalışırken onu gördüğün ve pişkince sırıtarak baktığın, küçümseyen gözlerin ona çevrilmesini sağladığın kız, benim.
Ne o? Vicdanın huzursuzca kıpırdandı mı yoksa o rahat yerinde? Ama hayır, henüz senin üzüntünden zevk alacak biri değilim. Benim kötülüğüm kendime yalnızca. Üzülmeyin hiçbiriniz. O kibir dolu bakışlarınız sönmesin, hep alayla gülümsesin gözleriniz. Kızların makyajlı suratları daha da renklensin, dudakları daha koyu renkli bir rujla boyansın, pilili okul etekleri bir kat daha kıvrılsın, daha yüksek sesli kahkahalar atsınlar...
Erkekler daha da yaklaşsın o dolgun, renkli dudaklara. Partiler düzenlensin mesela, yakışıklı oğlanlar ellerini güzel kızların ince bellerine zarifçe yerleştirsin, belki romantik bir dans, belki kızın hoşuna gidecek birkaç cezbedici cümle, belki birkaç bardak alkollü içecek...
Mutlu olun hepiniz. Mutlu olan; siz olun. Çünkü ben mutsuzluğu seçtim sizin yerinize. Kendi irademle, kendi özgün fikirlerimle. Sakın geçirme aklından, 'Bu kız niye hiç gülmüyor ya' diye. Bu sonu karanlık koridoru, bu çıkışı olmayan labirenti, bu ucu görünmeyen tüneli ben seçtim. Zorlanmadan, tek başıma yüklendim tüm ağır yükleri.
Keskin kahve kokulu kafeleriniz sizin olsun, boğuk sıcaklığın ele geçirdiği alışveriş merkezleri sizin olsun, tıklım tıklım dolu sinema salonları, saatlerce beklediğiniz hamburgerci sıraları sizin olsun. Ben bu siyah okyanusun ortasında, bu küçük kara parçasının üzerinde oturacağım. Burası benim, mutsuzluk benim. Bu mimiksiz surat benim, bu delici bakışlar benim, bu kesik kollar, bu hasarlı beden benim.
Yoktu işte. Başka hiçbir şeyim yoktu kendimden ve mutsuzluğumdan başka. Olmayacaktı da. Fikri bile dolanmıyordu beynimde. Sokmayacaktı bu düşünceyi kafama o gamzeli çocuk. Bakmayacaktı öyle tertemiz. Kaçırmayacaktı uykularımı, rahat kafamı yormayacaktı kendiyle. İstemeyecekti yanımda olmayı. Ben de düşünmek zorunda kalmayacaktım onu ve onun hayatını.
Şimdi bu suçlu hissetmem neden öyleyse? Bu endişelerim, sonu gelmeyen düşüncelerim neden? Ona izin vermeyi düşünmem neden? Onu onun için kendimden uzaklaştırmam neden?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
DEPRESİF
Mystery / ThrillerBen bir renge sahip değilim. Siyah değilim, beyaz değilim, gri bile değilim. Rengimi ne gördüm ne de tahmin etmek için çabaladım. Yalnız saç diplerimden tutulup karanlığa fırlatıldığımı hatırlıyorum. Ha bir de, karanlığın beni yuttuğunu. Sonrasıysa...