Penceren yansıyan güneşle gözlerimi kırpıştırdım. Birkaç saniye kendime gelmeye çalışırken an itibariyle nerede olduğu hatırladım. Dün gece ateşim çıkmıştı. Yavaşça doğrulup üstümdeki pikeyi kaldırdım. Üstüme baktığımda kıyafetlerim değişmişti. Yağız'ın olduğunu düşündüğüm bir tişört ve oldukça bol bir eşofman altı üstümdeydi. İyi de ben kıyafetlerimi değiştirmemiştim ki? Umarım düşündüğüm şey değildir. Yataktan kalktım ve odanın içindeki diğer kapıya yöneldim. Banyo olduğunu düşündüğüm yer bir soyunma odasıydı. Kusursuz düzeniyle beni etkilemişti. Üstelik her yer o gibi kokuyordu. Yönümü değiştirip diğer kapıya gittim. Bu sefer banyoyu bulmuştum. Yüzümü yıkayıp saçlarımı düzelttim. Banyodan çıktığımda Yağız karşımdaydı. Dün adamın evinde kalmış,hasta olmuştum. Üstüne üstlük bir de banyosunu izinsiz kullanmıştım.
"Günaydın. İyi gözüküyorsun."
"İyiyim. Kusura bakma rahatsız etmiş olmalıyım." Kafasını önemi yok dercesine salladı. Aklıma gelenle durdum. Kafamı hafif sağa eğip yüzüne baktım. Bir şey soracağımı anlamışcasına bana odaklandı.
"Üstümü değiştirdiğimi hatırlamıyorum." Bana boydan bir kez baktı ve muhtemelen bana birkaç beden büyük kıyafetlerle olan halime güldü.
"Sabah Ayça gelmişti. O değiştirdi." Derin nefes verdim. Neyse ki düşündüğüm şey değildi. Rahatlamıştım. Muzip bakışıyla sordu.
"Sen ne düşünmüştün?" Kaşlarımı çattım.
"Ne düşüneceğim ben? Hiçbir şey." Sırıtmakla yetindi. Kapıdan çıkarken arkasına küçük bir bakış attı.
"İşin bittiyse gel kahvaltı yapalım." Onu takip ettim. Mutfak masasında oldukça güzel bir kahvaltı vardı. O oturduktan sonra ben de yerimi aldım. Cebinden telefonumu çıkarıp bana verdi. Telefona bakıp elinden alırken neden onda olduğunu düşündüm.
"Marcel aramıştı. İlkinde açmadım ama sen hastalanınca açmak durumunda kaldım." Telefonumu açtığımda birçok kez beni aradıklarını gördüm. Telefonu kenara koydum. Birkaç çatal bir şey yedikten sonra çayımı elime aldım. Yağız telefonundan borsayla uğraşıyordu. Ayağa kalkmamla bana kısa bir bakış attı. Marcel'i aramamla açması bir oldu.
"Alo? Duru, iyi misin? Hastaymışsın bir tanem." Telefon kulağımdayken salona doğru yürüyordum.
"Merak edilecek bir şey yok Marcel. Bugün daha iyiyim. Senin bir sürü işin vardır düşünme beni sen."
"Dikkat et kendine yinede."
"Ederim ederim sen merak etme."
"Yağız da mı kaldın bu gece?"
"Evet, ateşlenince eve dönmedim." Kısa bir sessizlik oldu. Muhtemelen Yağız'la kısa sürede bu noktaya gelmem hoşuna pek gitmiyordu. Kendisi de burada olmadığı için güvende olduğumu da düşünmüyordu.
"Neyse beni boşver sen. Şirkette her şey yolunda mı?"
"Sayılır. Bu gece dönüyoruz. Masadan önce yapmamız gerekenler var."
"Güvenliğin büyük bir kısmı tamam. Sarp'la konuşacağım birazdan. Akif'i de kontrol edersem tamamız."
"Tamam ama istiyorsan geldiğimde bende halledebilirim."
"Gerek yok. Ben halledeyim kafam dağılsın biraz."
"Duru benim gitmem gerek şimdi. Sonra konuşuruz olur mu?"
"Olur. Kocaman öpüyorum seni."
"Bende. Görüşürüz."
"Görüşürüz." Telefonu kapattım. Masanın üstündeki dosyalarımı topladım ve bilgisayarımı da yanlarına koydum. Yağız salona girdiğinde konuştum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AMOR
Roman pour AdolescentsYeraltına hükmedecek gizli bir kraliçe...Babasından sonra işleri devralırsa ne olur? #mafyaaşkı (1.)
