YILLARCA UNUTULMAYAN DERS (DÜZENLENDİ)

6 3 0
                                    

YILLARCA UNUTULMAYAN DERS

Yusuf da hocasının sözlerini aklında kaldığınca anlatmaya başladı. "Yine bir gün serbest kürsü zamanında hocamız konuşmaya başladı ve "Arkadaşlar evet, sizler benim artık öğrencim değil arkadaşımsınız, o yüzden sözlerimi bir büyüğün tavsiyesi ya da hayat görüşü olarak alın. Merhamet her canlının içinde var olan bir duygudur. En vahşi hayvanlar bile yavrularını koruma güdüsüne sahiptir. En azılı vahşi kuşlar eşlerinin ölümüyle yemeden içmeden kesilir ya da kendini dağa taşa durarak intihar eder. Peki ya insan? Sanırım insan yaratılan canlılar içinde en merhametli olanıdır. Ama aynı zamanda en merhametsiz ve zalim olanı da yine insandır! Öyle bir merhamete sahiptir ki, yanan binalara sırf tanımadığı birinin canını kurtarmak için öylece bir korunma malzemesi bile olmadan da girer, azgın denizlerde boğulmak üzere olan kişiyi kendi canı pahasına kurtarmak için hiç düşünmeden o denize dalar. Ama aynı insan yine hiç düşünmeden evladını lapa lapa yağan karın altında incecik bir beze sararak sokağa da atar, ya da sırf mal mülk uğruna bir aileyi hiç düşünmeden katleder." Sınıfta hepimiz bu sözlerden sonra hocayı daha dikkatli dinlemeye başladık. Çünkü söyledikleri hem kalbimizden geçendi hem de ne yazık ki hayatın bir gerçeği." Dedi.

Yusuf sözlerine bir nefes arası verdi. Yasin bey ise başını sallayarak onayladı bir savcı olarak neler görmemişti ki! Tıpkı bu odada bulunan diğerleri gibi!

Yavuz merakla "Demek bunu düşünüyordun haksız da sayılmazsın bu akşam ki karşılaştığımız vahşetten sonra!" diyerek sinirle yumruklarını sıktı.

Yusuf başını olumlu anlamda sallayarak "Öyle ne zaman bu ve benzer olayları görsem ya da televizyonda savaş haberlerini hep aklıma bunlar geliyor. Ama son sözler bizim için asıl ders oldu." Diyerek Yavuz'a baktı.

Savcı Yasin ise merakla "Son sözler derken? Nasıl yani, daha doğrusu ne dedi ki?" diye kafası karışmış bir ifade ile sormaktan kendini alamadı.

Yusuf bu sözlere tebessüm ederek "Madem merak ediyorsunuz sayın savcım dinleyin, psikoloji hocamız konuşmayı şöyle bir finalle yaptı "Ya onca savaşlar? Onca ölümler? Modern dediğimiz dünyada aslında hala orman kanunları geçerli değil mi? İşte insan hem en merhametli hali ile hem de en zalim hali ile böyledir! O yüzden kendi içinizdeki insanı iyi yetiştirin. Ve insanların farklı bir dünya olduğunu unutmayın!" ben bu sözleri ne kadar tuttum bilemem ama sizde aklınızda tutun bence." Diyerek genç adam sözlerini sonlandırdı.

Bir süre sonra Savcı Yasin bey başını onaylar şekilde sallayarak "Haklısın cidden insan baktığında dünyanın hem en merhametli canlısı hem de hem merhametsiz olanı! Garip bir tezat. Hocanın dediği gibi her insan farklı bir dünya! Her dünyada ise ne yazık ki güzel ve kötü şeyler de var. Hani diyorlar ya 'İnsanın içinde binlerce duygu var, sen en çok hangisini beslersen hangi duygunu öne çıkarırsan aslında sen o'sundur!' sanırım bu doğru. Bizi biz yapan duygularımız, onların hayatımıza kattıkları. Adalet duygun ön plandaysa adilsin. Öfke, nefret, kin, kızgınlık, ön planda ise gaddarsın. Şefkat, iyilik, acıma duyguların ön plandaysa merhametlisin. Ve bu şekilde uzar gider. Yazık oluyor aslında bilinçsizce yaşadığımız yıllara, ne olduğumuzu çevre ve şartlar kadar kendimizde belirliyoruz. Ama bunu bilmiyoruz" diyerek oda fikirlerini söyledi.

Diğerleri de aynı şekilde başlarını sallayarak onayladılar. Ortalık bir süre sessizleşmişti. Hepsi Yusuf'un hocasının anlattıklarını sindirmeye çalışıyordu.

Genç adam ise o esnada Sakar Peri ve benzerlerini düşünüyordu, bazen gerçekten de perilerin ya da doğa üstü güçleri olan o canlıların olmasını isterdi. Nasıl istemesin ki, en azından onun gücünün yetmediği yerde o varlıklar bu mazlumlara yardım eli uzatabilirdi! Tabi Sakar Peri gibi olmasındı! Yoksa kaş yapayım derken göz çıkartırdı maazallah!

Genç adam düşüncelerine o kadar dalmıştı ki herkesin ona dikkatle baktığını bile fark etmedi. Zira Yusuf'un yüzündeki ciddi ifade gidip yerini arada büzüşen dudaklara kısılan gözlere, ya da çatılan kaşlara bırakmıştı. Hele arada dudaklarından kaçan kıkırdamaların farkında bile değildi. Karşısında oturan Baş komiser Yavuz ve savcı Yasin ise kaşlarını kaldırarak Yusuf'a baktı.

Sonunda Yusuf'un yüzündeki gülümsemeyi ve deminden beri nereye dalıp gittiğini iyice merak eden Yavuz dayanamayıp "Hayırdır Yusuf? Deminden beri yüzün şekilden şekle girdi. Seni bu karmaşık ruh hallerine sokup gülümseten ne?" diye sordu.

Yusuf'ta süper kahramanlar hakkındaki teorisini ve sonra da Sakar Peri hakkındaki düşüncelerini dile getirdi ve odadaki herkesi kahkahaya boğdu.

Ancak arkada bilgi işlem de oturan genç bir kadın polisin "Sakar Peri ablamın hayatını kurtardı. Gerçekten de biraz sakar bir Peri ancak ölmekten veya sakat kalmaktansa birkaç morluğa sahip olmak iyidir. Ablam geçen yaz köprüde olan kaza esnasında bariyerlerden uçan tırın açtığı gedikten aracı nerdeyse düşecekti. Tabi içinde kendisi ve 8 yaşındaki yeğenimle beraber. Trafik sıkışık olduğu için itfaiye yanlarına ulaşamadı. İşte o esnada uçarak gelip önce yeğenimi içeriden aldı ardından da ablamı. Ablamı köprünün üstüne götürdüğünde bir buçuk metreden düşürüp biraz canını yakıp birkaç morluk verse de en azından onu ve yeğenimin hayatta kalmasını sağladı. O yüzden ben o kadına saygı duyuyorum herkesin izlediği esnada o bir şeyler yapan tek kişiydi!" sözleri ile herkesi susturdu. O olayı hepsi hatırlıyordu.

Gerçekten de çoğu kişi o esnada köprüden sarkan otomobildeki anne ve çocuğun düşeceğinden emindi. Ama tam o esnada siyahlar içindeki kadın ortaya çıkmıştı. Ve onları biraz komik bir şekilde kurtarmış olsa da hayatta kalmalarını sağlamıştı. Zaten basın da o zaman ona Sakar Peri adını takmıştı. Ardından kurtarılan diğer mağdurlarda benzer şeylerden şikayetçi olunca adı sabitlenip kalmıştı.

Yusuf nefesini bıraktı ve düz bir sesle "Keşke bu akşamda ortaya çıksaydı. En azından Melek hanım ve Nebahat hanım bu kadar zarar görmezdi." Diyerek herkesin içinden geçenlere tercüman oldu.

Kadın memurun da dediği gibi en azından birkaç çürükle atlatmak vardı birde daha kötü halde olmak vardı. Diğer sorgu odasında Nebahat hanımın kocasının ifadesini alan komiser içeri geldi ve ifadesinin alınma işleminin bittiğin söyledi.

Elinde tuttuğu yazılı ve imzalı ifadeyi gören savcı Yasin ayaklanarak "O zaman savcılığa getirin de birde ben alayım ifadesini." Diyerek odadan yüzünde pis bir sırıtışla çıktı.

Daha sonra savcı Yasin beyin emniyetten ayrılması ile Yusuf da hastaneye gitmek için aracına bindi. Hastaneye gitmesine gidecekti ama hangi hastane olduğunu bilmiyordu. Arabasının içinde oturdu ve Tahir'i aradı.

İkinci çalışta açılan telefonla hemen konuşmaya başladı. "Tahir hangi hastanedesiniz? Evet işlemler bitti oraya gelecektim. Özel hastaneye geçiyoruz yazdığını gördüm ama hangi hastane olduğunu yazmamışsın. Tamam anladım şu büyük olan değil mi? Peki, kadınların ve bebeğin durumu nasıl? Ne demek gelince konuşuruz? Kötü bir şey yok değil mi? İyi tamam gelince konuşalım. Görüşürüz." Diyerek Yusuf telefonu kapattı. 

GÜMÜŞ KANATLARHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin