TAMAMLANDI!
Mahur Hüma Çağıl yirmi bir yaşında, monoton hayatını yaşayan, üniversitelerarası tiyatro yarışmasına hazırlanan ve her gün ona aşık bir sürü insanla uğraşan normal bir kızdır. Ancak geride bıraktığı geçmişini hatırlamak istemiyor, hep ön...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bölüm 3: "Her tarafta senden bir hatıra var, baktığım, gördüğüm, duyduğum sensin"
İşin içinden nasıl çıkacağımı bilmiyordum.
Beyaz tüyleri olan paltomu kollarımdan geçirerek apartmanın kapısını açtım. Sabah uyanıp duş aldığım için annem hastlanmayayım diye kafama beyaz beremi geçirmişti. Saçlarımı kapatmayı hiç sevmiyordum ama eğer akşam duş alsaydım bununla uğraşmazdım. Bu da benim cezam olmalıydı.
Her açıdan cezam.
Dışarı adım attığım an soğuk hava anında vücudumu esir aldı. Üzerimdeki paltoya sığındım ve ovuşturduğum ellerimi üfledim. Bu sırada karşı apartmanın da kapısı açıldı ve uzak durmak için çabaladığım kişi kapının önünde gözüktü. Üzerinde uzun boyunu daha da kasvetli gösteren siyah palto vardı. Eldivenlerini tek elinde tutmuştu. Diğer elinde arabasının anahtarları vardı. Keşke dün akşam Furkan'dan kurtulmak adına o yalanı söylemeseydim, çünkü sonuçlarının bu denli beni gereceğini tahmin etmemiştim. Simurg beyefendisinin ne düşüneceği pek umurumda değildi ama beni görse bile yüzüme bakmayışı bana normal halinden daha sinirli olduğunu gösteriyordu.
Göstermesin canım!
Ben ona daha fazla sinirliyim bir kere!
Sokağın bir köşesine park ettiği arabasına doğru ilerlerken ben de arkasından gidiyordum. Bana tekrar bu arabaya bineceğimi söyleselerdi sağlam bir küfür ederdim ama abim hiçbir olaya uyanmasın diye onun içi rahat edene kadar bu duruma katlanmalıydım, katlanmalıydık. Keşke dün akşam yalan olmasaydı. Simurg'la aynı ortamda bulunmak dahi istemiyordum.
Simurg beyefendisi siyah renk BMW'nin kapılarının kilidini açtığında yolcu koltuğuna oturdum. Donuyordum resmen. Ekim ayı Aralık'a kafa mı tutuyordu ya? Hızlıca kafamdaki bereyi çıkardım ve saçlarımı havalandırdım. Annem beni burada dikizleyemezdi.
Simurg beyefendisi, "Saçlarını dökme arabanın içine." diyerek beni uyardı. Diğer yandan telefonunu arabaya bağlıyordu.
"Daha fazla dökesim geldi şu an. Belki arabana binen kadınlar mükemmel sarı renk saçlarımı görer de onlara ihanet ettiğini düşünürler."
Kurduğum cümlenin ona dokunmasını istemiştim ve Simurg gözlerini aniden bana çevirdiğinde istediğim sonucu fazlasıyla aldığımı gördüm.Çehresinin ciddiliğini her defasında belirten kaşlarını hiddetle çatmıştı.
"Sonra da beni terk ederler, değil mi?"
Omuzlarımı kaldırdım. "Bu, benim bileceğim bir şey değil."
Aslında tam da benim bileceğim bir şeydi. Yine de konuşmamız devam etsin istemedim. Simurg da konuşmadan yola odaklandı. Maalesef onun arabasında gittiğim için efkarlı müziklerine bir şey dememem gerekiyordu, bu yüzden kendimi bu tarz müziklerine hazırlamıştım. Bazen hava sıcak olduğunda mahallede arabasını yıkarken, Ramiz Amca'ya açtırdığı müzikler beni mahvediyordu, geberiyordum. Tam bir arabesk düşkünüydü, bense arabeskten nefret ederdim. Ondan ettiğim gibi.