18.

71 8 5
                                    

sabah olmuştu. tabii ki, uyuyamamıştım. gece boyunca seraphina'yı, başına bir şey gelip gelmediğini düşünüp durmuştum.  sera'yı kim kaçırmışsa, bunun taehyung'la alakası vardı tabii. ve taehyung'un da ne kadar çok düşmanı olduğunu tahmin etmeye çalıştıkça korku içime kara bir sis misali çöküyordu. o kadar kötü ve endişeli hissediyordum ki, sözlerle anlatmak güçtü. normalde bir şekilde uyuduğum, pek karanlık olmayan "odam" bu gece çok bunaltıcı ve karanlık gelmişti gözüme. taehyung'un da uyuduğunu düşünmüyordum, çünkü gece boyunca mutfaktan, salondan ona ait olduğunu düşündüğüm sesler geliyordu.
   yatağımı topladım, sonra biraz da korkarak odadan dışarı çıktım. seraphina olmadan dışarı ilk çıkışımdı bu. taehyung beni etrafta dolaşırken görüp kızabilirdi, çünkü zaten stresliydi, belki de sinirini bir yerlere aktarmak bile ister, beni yine odasına götürür, işkence yapardı.
ama, hayır. yapmazdı. dün geceki konuşmamızdan sonra, taehyung'un aklımdaki imajı  değişmişti. dengesiz bir herif olduğunu biliyordum, ama nedense içimden ona güvenmek geliyordu. belki biraz da zorlarsanız belki o makaleyi yayımlamaktan pişman olduğumu falan bile söylerdim.
her neyse. taehyung'un kızma ihtimalini aklımdan atarak adımları hızlandırdım, kızsaydı bile yine de gitmeliydim. seraphina'dan bir haber olup olmadığını öğrenmeliydim. salona yaklaştıkça gözlerim doluyordu, gerçekten de ev sera olmadan ne kadar sessiz, ne kadar iç karartıcıydı. ben seraphina'nın babası değildim. ama öyle kötü, öyle kopmuş hissediyordum ki. taehyung ise babasıydı. her hâlde benim hissettiklerimin kat kat fazlasını hissediyordu. tüm bunları düşünürken, artık salona geçmiş olduğumu farkettim.
etrafa bakındım. taehyung ayaktaydı ve çok yüksek bir sesle telefonla konuşuyordu. hatta öyle ki, geldiğimi bile farketmemişti.

"ne demek ne yapacağız? nereye çağırdıysa, oraya gideceğiz tabii ki amına koyayım!"

"bak yoongi, şu an tuzak muzak düşünemem. kızımı kurtarmak istiyorsam dediği yere gideceğim. ve sen de benimle geleceksin."

yoongi ile konuşuyordu. "kızım" dediğinde gözlerim heyecanla açılmış, öne bir adım atmış ve konuşmaya daha da dikkat kesilmiştim. belki sonra bunun için kızacaktı, ama şu an pek umursamıyordum.

"arabayı hazırlat. 5 dakikaya çıkıyoruz."

"adamlarla gidemeyiz hayır, mutlaka kontrol ettirecektir."

"söyle sinyalleri hazır etsinler, eğer ihtiyaç olursa yakınlarda bir yerlerden gelmeleri için gösteriş veririz."

bir yere gideceklerdi. kalbim heyecanla atıyordu.

"orospu çocuğu, benimle başka ne gibi bir işi olabilir sence? tabii ki, mallar yüzünden yapıyor. ama ben göstereceğim ona, anası-"

hâlâ dikkatle dinliyor, taehyung'un sürekli gerilen yan profiline bakarken birden gözleri ile karşılaştım.

"kapatıyorum şimdi, dediklerimi yap, çıkıyoruz."

telefonu kapattıktan sonra yüzünü bana çevirdi. sorgular ve kızgın bakışları ile bağıracağını hissettim, birkaç adım arkaya geldim. farketmeden taehyung'un yanında duruyordum.

"n'apıyorsun sen burda?! "

ses tonu ile gözlerimi sıktım.
"şey, ben, aslında..."

"beni mi dinliyordun?"

"hayır, hayır, hayır! yani şey, dinliyordum ama, şey "

kendimi topladım,

"ben, seraphina'dan bir haber olup olmadığını sormak için gelmiştim.. sonra konuşmana denk gel-"

"yok bir haber. ortalıkta dolaşma daha fazla."

kaşları çatılmıştı.

"bu evdeki konumunu unutma, jeon. şimdi çekil yolumdan.."

"hayır! duydum işte. sera'yı kimin kaçırdığını biliyorsunuz! nereye gidiyorsunuz?"

taehyung, derinden nefes aldı.

"bak çocuk! sabrımı sınama benim. zamanımı alıyorsun. çekil şimdi."

konu seraphina'ydı, o yüzden bu kere, bir kere çabuk pes etmeyecektim.

"ben de geleyim. lütfen.. "

birden bire gülmeye başlamıştı. içinde sinir barındıran bir gülüştü bu.

"sen mi? güldürme beni.."

ifadesi ciddileşmişti.

"orası senin birkaç sikik makale yazmak için daldığın mekanlardan değil, çocuk. senin gibiler ordan sağ çıkmaz. "

"ama sen orda olur-"

"seni neden kollayayım peki? kimsin sen?"

ses tonum kısılmış, yüzüm düşmüştü. biraz daha burada kalırsam ağlayacaktım. ve bunu istemiyordum. bu yüzden dönüp gitmeye karar verdim. tam gidecekken, taehyung'un sesini duydum.

"bak buraya. şu masa'nın üstündeki telefona bakarsın. numaram kayıtlı."
sesi isteksizdi, gözleri kenardaydı.
"arada bir haber veririm. ama sen, sakın, ama sakın beni arama, ya da bir şeyler yazma. sadece beni bekle."

gözlerim büyüdü. telefon mu? ne demekti bu? bana nasıl telefon verirdi ki.. ya jin'e, jimin'e yazarsam. ya polisi ararsam?
bunları düşünürken taehyung artık salondan çıkmak üzereydi.
çıkmadan önce bana döndü.
"ha, bir de. sakın yalnış bir şey yapayım deme. tabii, yapamazsın ama. telefon sadece benim hattıma açık, internet sistemleri ise kapalı. ama yine de, bir şeyler yapmaya çalışırsan boşuna uğraşma diye söylüyorum."

bunları söyleyip salondan çıkan taehyung'a karşı sadece başımı salladım.
bu adamı çözemiyordum.

*
"ah, kimler gelmiş!"

taehyung ve yoongi depoya girer girmez, taehyung yanındaki iki adamla bekleyen namjoon'a saldırmıştı.

"piç! kızım nerede? ne yaptın ona? geberteceğim seni, orospu çocuğu! "

yoongi taehyung'a müdahele ederken, namjoon'un adamları da taehyung'a yaklaşmışlardı, ama namjoon "bırakın istediğini yapsın" gibi bir işare yaptıktan sonra tekrar geri çekilmişlerdi.

"bana saldırırsan, kızını sana kim verecek acaba, kim taehyung?"
"ah, ya da sayın victory."
taehyung, bu hitabı duyunca geri çekilmiş, buz gibi gözlerle namjoon'a bakmıştı.
sarışın olan, iri yapıya sahip namjoon, taehyung'un bu bakışlarına küçümseyici bir sırıtışla karşılık vermişti.

"akıllı birisin. ama daha ağır olmanı beklerdim doğrusu, sonuçta sektörün en önde giden mafyasısın ya hani?" gülerek göz kırpmıştı.

"oyuna vaktim yok piç herif. kızımı ver bana. "

"ah, ama ben oyun oynamak istiyorum ki. bu tür oyunları en iyi sen bilirsin aslında.."

"ne istiyorsun?!"

"baksana, victory."

"karının neden kendini öldürdüğünü bilmek ister misin?"

bölüm nasıldı? 💘🤭
off, neredeyse 18 bölüm oluyor, ama bunları hâlâ bağlayamadım..
neyse, yapacağız bir şeyler.
hoşça kalıın, gelecek bölümde görüşelim:)

utopia, tkWhere stories live. Discover now