Senelerdir adımının uğramadığı bu yerde ikinci kez anılan adı şaşırtmıştı. Babasının ağzından isminin çıkıp burada duyulduğu günleri özlemişti.
Topuklarının üzerinden arkasına, sesin geldiği yöne döndü. Karşındaki simayı birkaç saniyelik düşünce silsilesi arasından buldu ve yakaladı.
Ancak karşındaki adam kendini tanıtmaktan geri durmadı.
"Yüzbaşı Tuğra Gökalp."
Ardından ekledi cümlesine.
"Baybars komutanın timinden."
"Hatırladım, hatırladım dava günü karşılaşmıştık değil mi?" Diyerek cevabını bildiği soruyu yöneltti karşındaki adama. Bakışlarını aynı adam gibi birkaç saniye üzerine dolandırmış sonra da yüzüne sabitlamişti.
"Evet evet. Biz size o gün teşekkür edememiştik malum olaylardan dolayı."
"Malesef dediğiniz gibi biraz olaylı bir andı. Ayrıca teşekürlük bir durum yoktu görevim," dedi İzge. Konuşmanın bitmesini bekliyordu aceleci bir tavırla. Burada ne kadar çok kalırsa o kadar geçmişi anıyor ve o kadar duygusal olarak yıpranıyordu. Karşındaki adam kadının acelesinin farkında olmadan davette bulundu.
"Zamanınız varsa biraz misafirim olun."
Ancak kadının çatılan kaşları ile açıklama yapma gereği duydu. "Teşekür etmek için tim ile oturuyoruz bize katılırsanız mutlu oluruz."
"Çok isterdim ancak pek vaktim yok başka zaman artık," diyerek reddetti karşındaki adamın teklifini. Ama Tuğra'nın kadını bırakmaya pek niyeti yoktu, mesleklerine onları kavuşturan bu kadına en azından doğru düzgün bir teşekkür borçlulardı, böyle ayaküstü olmayanından.
"Bunu onlara kendiniz iletseniz beni büyük bir kargaşadan kurtarmış olursunuz. Hepsi size karşı fazlası ile müteşekkir bir haldeler ve tek başıma oraya dönersem benim için pek iyi şeyler olmayacak malesef,"dedi Tuğra kadını ikna etme çabasıyla. Timini tanıyordu kadın masanın yanına yaklaştığı an binbir türlü ısrar ile onu o masaya oturturlardı.
Adamın ısrarcı ve mahcup haline daha fazla kayıtsız kalamadı İzge. "Peki, öyle olsun."
"O zaman buyrun," diyerek eli ile arka bahçeye doğru yol gösterdi Tuğra. Zaten bildiği yolu adamın birkaç adım önünde ilerleyerek tamamladı. Biraz ilerilerinde masada oturan kalabalık grubu görmeleri ile Tuğra yanında yer aldı.
Yanındaki adama ayak uydurarak kalabalık masaya doğru ilerledi İzge. Davada savunduğu ancak yüzlerine ilk defa düzgünce baktığı müvekkileri girdikleri koyu sohbet ile kendilerini farketmemişlerdi. Arkadaşlarının dikkatini hafif ve yalandan bir öksürük ile kendilerine topladı Tuğra.
Ard arda merhaba ve hoşgeldiniz sesleri arasında hızlıca tüm yüzleri tek tek inceledi ve istemsizce ufak birer analiz yaptı gördüğü her suret için İzge. Mesala sohbetin odağını oluşturan aralarında yaşı diğerlerine göre olan ve adını dosyadan bildiği Bahadırdı. Sohbetin neşe ile sürdüren ise timin en genç ve birbirlerine sataşmakta olan üyeleri Yunus ve Efeydi.
"Hoşgeldiniz. Kusura bakmayın o gün teşekkür edememiştik size," diye konuşan timin yaşça en büyüğü olan Bahadır'ın konuşmasını timin en genç üyelerinden olan Efe böldü." Lan öküz herif kalkıp yer versene sevgili avukatımıza,"
Aklına gelen şey ile kendi cümlesini de bölmekten geri durmadı ve bakışlarını söylendiği arkadaşı Yunus'tan çekip İzge'ye yöneltti. "Sevgili avukat dedim ama saygılı da diyebilirdim bir kararsız kaldım yani rahatsız olmayacaksınız böyle devam etmeyi düşünüyorum ama olmayı düşünürseniz saygıdeğer diye düzelteceğim. Sizin için hangisi daha uygun acaba ona göre cümle kurayım da ben."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DİLHUN
General FictionVücudunu yeniden bir titreme sarmıştı. Cübbesi, elleri, gözleri her yeri kana bulanmıştı. Aynı rüyayı gördüğünü biliyordu bilmesine ancak uyanamıyordu. Uyanmak istediği de yoktu zaten rüyalarda buluşur olmuştu babasıyla. Daha doğrusu babasının cesed...
