Süveyda

43 4 0
                                        

Zaman öylece akıp giderken anmazdı insan ölümü. Ebediyete kadar yaşayacakmış gibi hayallere dalar, yarının telaşı kursağında ölürdü. Ya koca bir acıya ev sahipliği yapmalıydı yüreği kursağında kalan sevgi olmalıydı ya da ölüm ona kendini hissettirmeliydi.

Yolda yürürken düşünmezdiniz ölümü görüp göremeyeceğiniz belli olmayan yarınları düşündüğünüzden. Ama yolda bir araba başkasına çarpsa işte o zaman varlığını hatırlardınız ölümün kısa süreli de olsa.

Her gün haberlerde görmenize rağmen her seferinde bir öncekinden daha önce unuturdunuz çünkü alışmışsınızdır.

Şimdi Belgin'in tam ensesinde ona sesleniyordu ölüm. Gün içinde çok fazla insanı ölümün elinden çekip almasına rağmen o da alışmıştı ölümün varlığına ama şimdi hissettiği alışılacak bir şey olmadığını tekrar hatırlatmıştı ona.

Onun belki de birazdan kesilecek olan nefesini ona hissetiriyordu.Başının arkasına yaslı olan silahın metali hissettiklerinin yeterince ürpertmiş oldu bedenini soğukluğu ile daha da ürpertmişti.

"Bağırmak gibi bir hata yapayım deme. Tabii gerçekten ölmek istemiyorsan. Elimi çekeceğim sen de susacaksın. "

Korku ve panik ile kafasını sadece aşağı yukarı sallayabildi Belgin. Ağzından çekilen el ile onu tutan adam kendisine çevirdikten sonra devam etti konuşmasına.

"Güzel."

Belgin kendisini onaylayan adamın sadece kar maskesi ardındaki gözlerini görebiliyordu.
Kendi yansımasını gördüğü o gözlerde çaresizliğini görmüştü.Tıp kazanmasını sağlayan her durumdan istediğini anlamasını sağlayıp, duyduklarını istediği yere çekebilen kıvrak zekası kaybolmuştu. Titreyen elleri ve bulanmaya başlayan midesi ise işi daha da kötüleştiriyordu.

"Bak ben doktorun senin hiçbir işine yaramam. Sadece ben değil bu hastanede bulunan kimse senin işine yaramaz. Ne arıyorsun ve ne istiyorsun bilmiyorum ama asla doğru şekilde yapmıyorsun. Ayrıca sürekli kontrol etmem gereken hastalarım var. Yani yokluğumu anlamaları çok uzun sürmez o yüzden bence sen beni bırak işine yaramaktan ziyade bulunmanı sağlar elinde olmam."

Birbiri ardında, es dahi vermeden kurduğu cümle gerginliğini ortaya seriyordu. Zaten çok konuşan biriydi ve normalde de art arda hızlıca kurduğu cümleler oluyordu ama gerginlik anında istemsizce bunu iyice abartıyordu.

Söylediklerine rağmen karşındaki teröristten hiçbir cevap alamamak onu daha da gerdi ve tekrar konuşmak için dudaklarını aralayacaktı ki açılan kapı onu susmak zorunda bıraktı.

Kapıdan içeriye giren doktor önlüklü daha önce görmediği adam ile kafası daha da karıştı ancak içinde kurtulmak için bir umut belirdi.

......

Kapının ardından sert adımlarına eşlik eden öfkeli bakışları ile Özel Harekat Timi Başkomiseri Ertuğrul girdi. Gözlerini Alin'den bir saniye dahi ayırmadan kapıyı kapattı ve yanına doğru adımladı.

"Teğmenim bir sorun mu var?"

Alin'de bakışlarını odaya girdiği saniye aynı kararlılıkla ondan ayırmamıştı ve bu aralarında sanki bir çekişmeye dönüşmüştü.

Adamın sorusuna cevap vermek için yelteniyordu ki koltuğuna sinmiş başhekim ondan önce atladı.

"Memur Bey şükür siz anlayın bari malum anlatmayı çok denedim ama anlamıyorlar."

Alin'i kastettiği cümlesi ile Alin mecburi olarak bakışları çeken taraf olmuş ve başhekime dönmüştü. Kısa süre daha bakışlarını Alin'de tutmaya devam etmiş olan Ertuğrul ardından başhekime döndü.

DİLHUN Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin