Herkesin kafasındaki seslerin aksine dilleri lâl olmuş odaya ise sükut hakim olmuştu.
Odadaki insanlar normal olsaydı şayet odadaki sessizlik uzun bir süre daha sürüp gidecekti. Ancak oda normal kelimesinin uzağından yakınından geçemeyecek insanlarla doluydu.
Özellikle odada bulunan ikili bunu diğerleri gibi saklamaya, örtbas edercesine üzerini kapamaya çalışmıyorlardı. Diğer insanlar gibi içlerinde bulunan ancak kabullenmediklerinden dolayı vicdan cinayeti ile öldürüp cesetlerini ruhlarına bağlı bir iple vücutlarında taşımıyor, her hangi bir duygusal patlamada karşılarına dikilmelerinin endişesini duymuyorlardı. Kusurlarının çoktan kendilerine ait birer parça olduğunu kabullenmiş onları benimsemişlerdi.
Bu ikili içerisinden de ancak biri odaya hakim olmuş sessizliği bozabilecek kadar odada bulunan kimseyi tınlamıyordu.
"Hayırdır meclis toplar gibi toplamışsınız meclisi ne oldu bu sefer ki planda beni cehennemin hangi kapısından çıkarıp arafa koyacağınızı mı tartışıyorsunuz. Yoksa bu sefer ki kurbanınız benden başkası mı? Bakın işte o zaman gerçekten kahrolurum." Alaya alarak söylediği sözlerin ardından kalktığı koltuğa rahatça tekrar oturdu ve bitmiş kahve fincanına dudak büzerek bakıp odada bulunan masa telefonunu eline aldı.
"Kendime bir kahve daha söyleyeceğim sizde içer misiniz?"
İzge'nin rahat tavrı karşında ilk öfke izlenimlerini belirten derin bir soluk alarak katlanamadığını kısaca ortaya koyan Baybars'tan geldi. Yeğenleri arasında yaşanacak kavganın Baybars'ın bir türlü hazetmediği Başkan'ın yanında olursa daha da öfkelenip İzge'ye patlayacağını bildiğinden müdahale etme gereği duydu Erkut.
"İzge" Öfkenin tınısını alttan bir biçimde hissettirip uyarı kokmasını sağladığı sesi ile konuşan Erkut Bey'e çevrildi bakışlar.
"Size sorup düşünen de suç zaten her neyse belli siz bugün çekilmeyecek kadar gerginsiniz. Bana müsade." Cümlesini sonlandırması ile oturduğu koltuktan kalkıp siyah deri kabanını üzerine geçirdi.
"Aklında dolanan o tilkilerin iplerini bir yerlere bağla İzge. Çünkü ayağımın altında görürsem acımam." Başkan'ın kendisine olan sözlerini yüzüne yerleştirdiği gülümseme ile cevapladı İzge.
"Ben onları bağlamam onlar zaten gezmeleri gerektikleri yeri bilir sen onların gezdikleri yerlerden onları kovmaya kalkarsan asıl sen dikkat et o ipleri dolandıkları yer daha önce aşinası oldukları boyunlar olmasın. Çünkü kafamdaki tilkilerin ellerinde kurbanlarının ipleri ile gezdiği zamanlardaki ben ile şu anki arasındaki cehennem ile cennetin arasındaki ince çizgi kadar hassas ve bir o kadar da büyük farklar oluyor. İpleri kimin kafasına geçirdiğimle değil neden geçirdiğim ile ilgileniyorum bildiğin gibi."
Başkan'ın sözleri ile başlayan tansiyon İzge'nin verdiği karşılık ile sürmeye devam etti. İkili arasındaki gözdağı ve neredeyse somut hale gelecek olan tehdidi İzge'nin haraketlenerek odadan çıkması sonlandırdı.
......
"Girmeye hazır mıyız?" Elindeki torbalar ile heyecanla yerinde zıplayan yeğenine baktı İzge.
"Evet hadi girelim hadiii." Cümlesinin sonunu uzatıp heyecanını sözlü bir biçimde de dile getiren yeğeni ile koca bir gülümseme hakim oldu yüzüne.
"Peki o zaman buyurunuz önden küçük hanım." Kabanının kemerine tutunarak kendisini çeken Ezgi ile adımlarını onun koşan adımlarına yetiştirmek için hızlandırdı.
Merdivenleri çıkarak kapısından içeri girdiği kurum ile etraflarında gezdirdiler bakışlarını. Etrafta koşturan çocuklara katılmak istediğini tuttuğu kemerini çekerek halasına belirtti Ezgi ardından da sözleri ile bunu destekledi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DİLHUN
General FictionVücudunu yeniden bir titreme sarmıştı. Cübbesi, elleri, gözleri her yeri kana bulanmıştı. Aynı rüyayı gördüğünü biliyordu bilmesine ancak uyanamıyordu. Uyanmak istediği de yoktu zaten rüyalarda buluşur olmuştu babasıyla. Daha doğrusu babasının cesed...
