Ağrıyan bacaklarının acısıyla yavaş yavaş gözlerini açtı. Gözlerini açtığın da Yiğit'e ilk günaydın diyen güneş olmuştu. Güneş yaprakların arasından süzülerek, ışıklarını genç adamın yüzüne isabet ettiriyordu. Gözlerini kamaştıran güneş iyice sersemletmişti Yiğiti. Önce nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Bir ağacın üstündeydi. Peki neden?
Bu soruyu sorduğunda dün yaşadıkları, babasıyla kavgası ve olaylar tek tek hücum etti beynine. Aklı karışmış gibi boynunu ovaladı. Kafasını aşağıya uzattığında daha çok beklemeden atlamaya karar verdi. Her yeri ağrıyordu. Tam atlamak için doğrulmuşken, hareketsiz kalmaktan uyuşmuş bacakları genç adamın hamlesine izin vermedi ve Yiğit'in dengesini kaybetmesine neden oldu. Ağaçtan atlama girişimi yerde boydan boya yatmak ile sonuçlanmıştı. Şimdi sert toprağın üstünde gözlerini kapatmış bir şekilde yatıyordu. Sırt üstü uzanmak beline iyi gelmişti doğrusu. Bu iniş, ne kadar sert bir iniş olsa da garip bir şekilde belinin ve boynunun ağrısını geçirmişti.
Kendini bir anda yerde bulan Yiğit uyurken ağacın tepesinden bu sert zemine yuvarlanmadığı için şükretti. Doğrusu alışmıştı ağaç tepelerinde uyumaya ama bu kaç kere ağaçtan düştüğü gerçeğini değiştirmiyordu. Küçüklüğünden beri ağaçlara sebepsiz bir ilgisi vardı Yiğit'in. Küçükken ağaçları yüksek oldukları için seviyor, ağaca çıkınca herkesi görebiliyordu. Hangi çocuğun hayali değildi ki insanları bu kadar yukarıdan seyretmek. Ama şimdi büyümüştü ve ağaçları sevme sebebi uzun olmaları değildi. Küçükken hiç dikkatini çekmeyen yapraklarıydı. O gür yapraklar Yiğit'in koca gövdesini bile insanlardan saklayabiliyordu. Bu sayede kimseler görmüyordu, karışmıyordu ona. İşte yaşadıkları bakış açısını da değiştiriyordu insanın. Küçükken insanları görmek için sevdiğin ağaçları sonra insanlardan saklanabilmek için de sevebiliyordu insan.
Belinin ağrısı geçtiğinde ayağa kalktı ve üzerini sirkelerdi. Pantolonu ve siyah ceketi toz, toprak içinde kalmıştı. Ceketini çıkardı ve tozunu çırpmaya çalıştı. Tam o sırada cebinde olan elmayı fark etti. Elmayı çıkartarak tepenin bir köşesinde oturup, mahalleyi izleyerek elmasını ısırıyordu. Mahalleyi izlerken çoktan herkesin uyanmış, işlerinin başına geçmiş olduğunu gördü. Esnaflar dükkanlarını açmış, çocuklar dışarıda koşuşturmaya başlamıştı bile. Yüzünü tekrar bulutlara çevirdi. Sahi kaç saattir bu ağacın tepesinde uyuyordu. Kolunda ki antika saate baktı. Saate bakmasıyla gözleri kocaman açıldı. Öğlen üç. Gerçekten öğlen üçe kadar uyumuş olamazdı. Ne kadarda deliksiz bir uyku çekmişti böyle. Her hangi bir kabus yada rüyada görmemişti. Sadece uyumuştu işte. Uykusunu tam aldığı için mi yoksa onu ilk selamlayanın güneşin neşeli ışıkları olduğu için mi bilmiyordu ama kendini çok enerjik hissediyordu.
Kolunun üzerine yattığı için kolunda iz çıkarmış saatini çıkardı ve bir taşın üzerine koydu. Üzerinde dünden kalan bir burgunluk vardı ama kendini iyi hissediyordu o zaman günü kafa dağıtarak geçirebilirdi.
Telefonunu çıkardı ve Onuru aradı. Tam şu anda kafasını dağıtmak için en doğru kişiydi. Gurubu toplayarak beraber kafa dağıtabilirlerdi. Onur, pek aklı başında bir çocuk sayılmazdı. Sağı solu belli olmazdı. Bir gün gülerken iki saat sonra adam dövmeye çağırabilirdi.
Kendi içinde gizemli bir çocuktu, oturup derdini de anlatamazdın ona. Anlatsan da anlamazdı zaten. Duygu yoksunuydu ama kafa dengiydi işte. Yiğit Onurun eğlenceli bir çocuk olduğunu düşünüyordu. Arkadaşlığına sadık biriydi. Lisede dört kişi aynı sınıftalardı ve okulun ilk gününden beri bu guruba kimse girmemiş yada kimse çıkmamıştı. Yiğit, Onur, Bartu, Çağıl.
Büyümelerine rağmen beraberken gençliklerinin tadını çıkarıyorlar ve hiç bir şey umursamadan istediklerini yapıyorlardı.
Arkada araba sesleriyle beraber telefonu açtı Onur. Kısa bir konuşma faslından sonra buluşacakları yere karar verdiler. Yiğit telefonu kapatarak ayağa kalktı. Tekrar üzerinde ki tozları sirkeledikten sonra tepenin dik yokuşundan aşağıya doğru koşmaya başladı. Düz sokağa indiğine kestirme yollardan evinin önüne kadar yürüdü. Buluşmaya karar verdikleri yer uzaktı ve oraya kadar yürümek hem zamanını alacaktı hem de hiç gözü kesmiyordu. Bu nedenle motorunu almaya karar verdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KALBİNUR
Teen FictionBabasını yeni kaybetmiş bir genç kız ve babasından geriye kalan birkaç dosya... Aile baskısı ile Hukuk okuyan bir genç ve sokaklarda özgürlük arayışı ... Bu iki zıt hayatın ortak bir çizgiye çekilmesi, tahmini zor olayları meydana getirdi. Bu hikaye...
