Hayat bazen sevdiğin şeyler için sevdiğin şeylerden vazgeçmeye zorlar seni. Gece için gündüzünden, kış için yazından vazgeçersin mesela...
. . .
Elinde valizi ve sırtın da çantasıyla, lambanın aydınlattığı sokaklardan kuzenin evine doğru yürüyordu Cihan. Üzerinde ki yeşil asker üniforması bu nemli gün de iyice terlemesine neden olmuştu.
Alnından süzülen teri silerek, telefonunu son bir kez daha eline aldı. Saatlerdir ne Yiğit'e ne de Derya'ya ulaşabiliyordu. Amcasıyla arası çok iyi olmasa da, tek çare olarak onu aramaya karar verdi. Ama sonuç yine aynıydı. Amcasına da ulaşılamıyor, uzunca çalan telefonlarına amcası da cevap vermiyordu. İçin de büyük bir huzursuzluk peydah oldu Cihan'nın. Başlarına bir şey mi gelmişti?
Yiğitlerin evine iyice yaklaşmasıyla huzursuzluk hissi daha da çoğaldı. Uzun ağaçlar ile evi kapatan arka kapıdan evin bahçesine girdi. Ve o an gördüğü manzara ile için de ki hissin boşa olmadığını anlamıştı. Bununla beraber huzursuzluğu yuvarlanarak bir korku ve endişeye bürünmüştü.
Çimlerin üzerinde parıldıyan camlara hızlıca basarak, zemin katın kırılmış sürmeli camından içeriye girdi. Ses çıkarmadan, temkinli adımlarla belinde ki silahını çekti. Tutuşunu ayarladıktan sonra etrafı kolaçan ederek üst kata çıktı. Evde hiç bir ses yoktu. Kuş bile uçmuyor, yaprak bile kımıldamıyordu sanki. Bu boğucu sessizlik Cihanı daha da endişelendiriyor ve kaybetme korkusuyla baş başa bırakıyordu. Beraber büyüdükleri Yiğit ve Derya ya bir şey olmuştu? Yiğit onun en yakın dostu, Derya ise küçük kardeşi gibi gördüğü kişiydi ama ikisi de ailesinden bir parçaydı. Kim ne derse desin bu sert gözlerin ardında, vatan görevi için çıktığın dağlarda, sevdiğin insanları kaybetmek korkusu vardı. Bazen sevdiğin şeyler için sevdiğin şeylerden vazgeçmek zorunda kalırdın. Gece için gündüzünden, kış için yazından vazgeçerdin mesela...
Yerde gördüğü, kurumaya başlayan ıslak kanla silahını hazır duruma getirdi. Evi temkinli adımlarla hızlı bir şekilde dolaştı ama kimse yoktu. Sadece cam kırıkları ve yer yer kan damlaları vardı.
Burada ne yaşandığı ile ilgili hiç bir kanıt yoktu. İşte bu durum Cihan'ı deli ediyordu.
Telaşla dışarıya çıktı. Yan evin sahibi kadının kapısını hızlıca çalmaya başladı. Her iznin de buraya geldiği için komşular ile arası iyiydi. Belki bu yaşlı kadın bir şey duymuş ya da biliyor olabilirdi.
Kapıda biraz bekledikten sonra kapıyı yaşlı bir teyze açtı.
- Ooo Cihan yavrum sen mi geldin?
- Kübra Teyze...
- Dur dur bir soluklan yavrum. Elinde ki tabancayı da indir. Sen Yiğitleri soracaksın. Hiç sorma yavrum başlarına çok kötü bir şey geldi. Çok kötü çok. Allah korudu çok şükür.
Murat silahını beline takarak derin bir nefes aldı. Demek kimseye bir şey olmamıştı.
- Peki neredeler biliyor musun teyze?
- Giderlerken karşılaştım. Bekir Beyin evin de kalacağız dedi. Bilir misin orayı?
- Yok teyze ben nereden bileyim.
- Dur yavrum ben sana yazayım getireyim.
Yaşlı kadın elinde ufak bir kağıtla tekrar Cihanın yanına geldi.
-Sora sora bulursun değil mi yavrum.
Cihan kafasını 'evet' anlamın da sallayıp teşekkür edip çıktı. İşin aslını ve burada neler döndüğünü şimdi öğrenecekti.
. . .
Yiğit kapıyı açtığın da kuzenini görmesiyle şaşırdı. Cihan, gri gözlerini Yiğit'e dikmiş şekilde Yiğit'i baştan aşağıya süzüyordu. Cihan'nın şu an da askeriyede olması gerekirdi. Ne işi vardı Bekir Amcan'nın kapısında? En yakın dostu, sırdaşı gelmişti ama buraya, Bekir amcanın evine...
Büyük bir mutlulukla sarıldı. Bu sıra da ise Cihan'nın tepkisiz mimiklerinden ne hissetiği anlaşılmıyor, sadece Yiğitin sert sarılışına karşılık veriyordu. Yiğit sert ses tonunu yumuşatarak konuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KALBİNUR
Teen FictionBabasını yeni kaybetmiş bir genç kız ve babasından geriye kalan birkaç dosya... Aile baskısı ile Hukuk okuyan bir genç ve sokaklarda özgürlük arayışı ... Bu iki zıt hayatın ortak bir çizgiye çekilmesi, tahmini zor olayları meydana getirdi. Bu hikaye...
