Bazen su olmak gerekir toprağa kavuşabilmek için, bazen su olmak gerekir bir yudum olsa ferahlayabilmek için ...
Murat, içinde onca karışıklıkla rağmen Bartu'nun lacivert gömleğinin yakasından tutmuş, aklındaki hiç bir senaryoyu dinlemeden Bartu'nun yüzüne doğru bütün sinirini haykırıyordu. Ama sadece haykırıyordu. Bir türlü gitmiyordu eli vurmaya. Nedeni ise Bartu'nun mimiklerinin de saklı, yer yer kendini gösteren acı tohumlarıydı
Çok fazla insanla kavgaya girmişti Murat. Çok fazla insanın gözlerine bakmıştı. Gece kadar siyah, gökyüzü kadar mavi, ağaç yaprakları kadar yeşil, toprak kadar kahverengi... Ama Bartu'nun kahve gözleri, gördüğü hiç bir bakışa benzemiyordu, bir yükün ağırlığı altında ezilircesine bakıyordu Bartu. Ama nasıl bakarsa baksın bu kardeşine yaptığı hatanın bir bahanesi olamazdı. Dünyayı yakabileceği insan için gözünü karartmaya razıydı bu abi.
Önce Bartu'nun yüzünün tam hizasına bir yumruk geçirdi. Bu sert yumruğun etkisiyle kafası yana doğru düşmüş Bartu, belirli belirsiz bir şekilde gülüyordu. Acı bir geçmişi olan bir adam misali, üzerinde ki kasvetli yükü bir kenara fırlatmışcasına gülüyordu. En azından yaşananların suçluluğu altın da bu kadar çok ezilmeyecekti.
Kendini aldığı darbeden ötürü toparlamaya çalışan adam sağ eliyle sol elinin serçe parmağını tuttu. Kötü anılara şahitlik eden o parmağını kavrayıp öylece duruyordu şu an. Belki yine kırılmasını beklemişti, ama parmağının değil. Hayaller ve gerçekler arasında ki o ince bir çizgi misali çizilen körünün kırılmasını bekliyordu...
Gözlerinden, içinde yaşadığı fırtınalar anlaşılan Murat ise biraz daha mantıklı düşünmeye başladığında, Bartu' dan bir adım uzaklaştı. Yavaş yavaş kanın beynine pompalamaya başladığını hissediyordu. Şu an en çok ihtiyacı olan şey biraz sakinleşip, olayları aklı selim bir şekilde düşünmekti.
Yiğit'in de onu omuzlarından geri çekmesiyle iyice Bartu ile arasına mesafe girmişti. Derin bir nefes aldı. Bütün sinirini yumuşatmak amacıyla derin bir nefes daha çekti ciğerlerine. Sakinleştiğine karar verdiğinde ise kahverengi gözlerini kısarak Hilal'e doğru konuştu.
"Bana şu an, o gün ne yaşandığını anlatıyorsunuz. O gün tam olarak ne oldu? Hangi kendini bilmez adam sana el kaldırdı ve sen bu adamları daha önce nerede gördün? Hepsini anlatıyorsun bana. O zaman abi sayıp anlatmadığın her şeyi şimdi açıklıyorsun Hilal Hanım."
Hilal, abisinin gözlerine gözlerini dikti. Yanlış anlaşılmıştı. Hem de çok. Ve bu canını tahmin edemeyeceği kadar çok acıtıyordu. Resmen şuan abisinin gözlerinde ki hayal kırıklığın da boğuluyordu Hilal.
İyi niyetli yaptığı bir davranışın bu raddeye geleceğini nereden bilebilirdi ki? Tek başına bir işin altına girmiş ve olaylar bir çığ gibi büyümüştü. Hilal ise bu karmaşıklığın altın da ezilecek duruma gelmişti. Ve şimdi abisini tatmin edecek bir açıklama yapması gerekiyordu.
Lakin şuan içinden gelen kuvvetli bir ses, babası hakkında ki şüphelerini burada konuşmaması gerektiğini söylüyordu. Şuan bulduğu defterden bahsederse konu çok farklı yerlere gelebilirdi.
Etrafı bir süre süzdükten sonra, abisine cevap verdi.
"Tamam abi. Her şeyi anlatıcam ama bir sakin ol. Rica ediyorum. Ortada düşündüğün gibi bir durum yok. İnan bana. Bartu'nun da bana bir şey yaptığı yok. Sadece bir yanlış anlaşılma oldu. Konuşunca eminim ki hepsi çözülecek. Ama lütfen sakin ol abi."
Hilal sesinin titremesine engel olarak net bir şekilde konuşmuştu abisine karşı. Şuan da kendisini açık bir şekilde ifade etmesi gerekiyordu. Ortada bir yanlış anlaşılma vardı ve bu durum hemen çözülmeliydi.
Murat kardeşinin bu sözlerinin ardından biraz daha mantıklı düşünmeye başlamış ve daha yeni dalgalanmış düşüncelerini dizginlemeyi başarmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KALBİNUR
Teen FictionBabasını yeni kaybetmiş bir genç kız ve babasından geriye kalan birkaç dosya... Aile baskısı ile Hukuk okuyan bir genç ve sokaklarda özgürlük arayışı ... Bu iki zıt hayatın ortak bir çizgiye çekilmesi, tahmini zor olayları meydana getirdi. Bu hikaye...
