Heeseung ve Jake, Heeseung'a ait yatakta uzanıyorlardı. Saat sabah beşi geçiyordu ve ikisi de uyumak istemiyorlardı. Daha az önce ortaya bir sürü gerçek dökülmüştü. İkisinin de kafası oldukça karışıktı. Gelecekte ne olacağını kimse bilmiyordu. Onları bekleyen sürüyle tehlike vardı. Peki ne yapmaları gerekiyordu? Tüm bu çıkmazın içinde tavanı izlemekten başka ne yapabilirlerdi ki?
"12 yaşına kadar normal bir çocuktum." dedi Heeseung sessizliği bozarak. "Bu eve beş yaşında geldim."
"Nasıl geldin ki buraya?" dedi Jake. İkisi de tavanı izlemeye devam ediyorlardı. Sesleri de vücutları gibi sakindi.
"O gece oradan kaçtım." dedi Heeseung. "Beş yaşında bir çocuktum ve neyin ne olduğundan haberim yoktu. Sadece ormana doğru koştum. Çıkışta beni amcam bekliyordu. O babamın insan bir arkadaşıydı. Babam ona haber vermiş olmalı."
Jake, Heeseung'un sesindeki titremeyi fark etmişti. Heeseung artık onun önünde güçlü taklidi yapmıyordu. Nasıl hissediyorsa ona göre davranıyordu. Jake aralarındaki buzların eridiğini hissetti. Bu ona bir nevi güç verdi ve bedenini Heeseung'unkine yaklaştırdı.
Heeseung onun amacını anlayarak sol kolunu beline dolamıştı çoktan. Onu göğsüne çekmişti. İkisinin de bunu yapmaya ihtiyacı vardı. "Amcam beni bu eve getirdi. Annem ve babam beni kendi oğulları olarak kabul ettiler. Öyle de davrandılar. Bir gün bile aileden değilmişim gibi hissetmedim. Jungwon o zaman sadece bir yaşındaydı. Tombik bir bebekti. Etrafa gülücükler saçıp duruyordu. Bu eve alışmamı kolaylaştırdı."
"Jungwon kardeşin mi?" diye sordu Jake. Onunla tanışma fırsatını bulamamıştı daha. Kimseyle tanışmamıştı.
"Evet." dedi Heeseung. "Seni yarın herkesle tanıştıracağım."
Jake başını salladı. Bunu düşünmek onu hem heyecanlandırıyor hem de endişelendiriyordu. "Neden 12 yaşıma kadar dedin peki?" diye sordu.
"12 yaşımdan sonra eski anıları hatırlamaya başladım." dedi Heeseung.
Jake özür dilermişçesine dudaklarını çıplak göğse bastırdı. Heeseung onun çenesinden tutup kendisine bakmasını sağlamıştı. Mor gözleri Jake'in kırmızılarıyla buluştuğunda ona sıcak bir ifadeyle baktı. "Sana kızgın değilim." dedi.
"Bu beni pek de iyi hissettirmiyor." dedi Jake. Onun kızgın olmasını tercih ederdi.
"Sen de iyi bir çocukluk geçirmedin Jake." dedi Heeseung ona biraz daha sıkı sarılırken.
Jake kocasının gözlerine buruk ama mutlu bir ifadeyle baktı. "Kendimi kötü hissetmiyorum." dedi. "Bir nebze olsun eşitlendiğimizi düşünüyorum. Tabii senin yaşadıklarınla benimkiler karşılaştırılamaz ama."
Heeseung başını iki yana salladı. Jake'in kucağına çıkmasını sağladıktan sonra elleri kocasının yüzünü bulmuştu. Dudaklarını birleştirmekte bir saniye olsun gecikmemişti. İşte bu her zamankinden çok daha farklıydı. Saçma bir şekilde ikisi de kendilerini mutlu hissediyorlardı. Jake, Heeseung'u öperken gülümsemesine hakim olamıyordu bile.
Heeseung onu gülüşünden öptükten sonra dudaklarını ayırdı ve mor gözlerini Jake'in gözleri ile buluşturdu. Onun bu gülen yüzünü görmek kalbinin teklemesine neden olmuştu. Neden bu zamana kadar bu gülüşü görmeye bu kadar ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti ki? Onun gülüşü için bütün dünyayı ve hatta evreni de ateşe verebileceğini şimdi mi anlıyordu gerçekten?
Lee Heeseung cevabını çok iyi bildiği sorulardan kaçmakta ustaydı ama onun cevabı zaten kasıklarının üstünde oturmuş ona bakıyordu. Sim Jaeyun onun öncesi, şimdisi ve sonrasıydı. O her şeyin sorusu her şeyin cevabıydı. Heeseung bu hayatta sadece onun için yaşamak istiyordu. Amacı o olsun istiyordu. Bunu dile getirmek o kadar zordu ki Jake ile pozisyonlarını değiştirmekle yetindi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BITE ME {HEEJAKE}
FanfictionBir kehanet bu, Sim Jaeyun. Her ne kadar sen inanmasan da bizi bir araya getiren şey kaderin oyunu.