12

93 12 3
                                    

Jake bugün iki adamın dövüşünü izlerken Heeseung'un bu sürüye kolayca uyum sağladığını daha iyi anlamıştı. Diğerlerinin ona karşı olan hayranlıklarının da buna büyük katkı sağladığının farkındaydı. Onun daha önce hiç bir sürüde bulunmadığını bilmek şu an Jake'e çok garip geliyordu. Belki de bu yüzden Heeseung uyumlu olmak için ekstra çaba sarfediyordu. Jake bunu düşününce kalbinde keskin bir ağrı hissetti.

Heeseung'un kendisine karşı arzu beslediğinden emindi ama enigmanın gözleri hala öylesine soğuk bakıyorlardı ki Jake onun kendisini öldürme fikrinden asla vazgeçmeyeceğine biraz daha emin oluyordu. Peki neden? Ona ne yapmıştı? Heeseung'un bir derdi vardı belli ki. Peki bunu Jake'e söylemediği sürece adamın nasıl kendini anlamasını bekliyordu? Birine öylece zamanı geldiğinde onu yok edeceğini söylemek akıl alır gibi değildi. Hem de hiçbir açıklamada bulunmadan.

Jake'in kalbi bu yüzden hızla atıyordu. Sorularına cevap bulabilmek için Heeseung'un cebinden aldığı telefonu açmıştı. Tek sıkıntı nasıl kullanacağını bilmemesiydi. Telefonunun şifresi vardı. Açamamak demek hiçbir şey öğrenememek demekti. Dahası Heeseung'un tuvaletten ne zaman çıkacağı hakkında bir fikri yoktu. Hızlı olmalıydı ama elinden de bir şey gelmiyordu. Tam o sırada mucize gibi bir şey oldu. Yani Jake öyle sandı.

Ekranda Jeff Amca ismi belirmişti. Telefon sessizde olduğundan Heeseung'un duymasına imkan yoktu. Jake onun telefonunu neden kapatmadığını bile bilmiyordu. Belki de bu aramayı bekliyordu. Kime niyet kime kısmet. Jake telefonu açtı ve kulağına götürdü.

"Alo, oğlum... haberler kötü. Shin'in çetesi her yerde seni arıyor. Enigma olduğundan haberleri var mı bilmiyorum. Buraya geleceklerini tahmin ediyoruz Heeseung. Savaş çok yakın."

Jake hiçbir şey anlamadığı cümlelerden sonra şaşkınlıkla bir süre durdu. Bütün bunlar ne anlama geliyordu? Shin kimdi? Birileri neden Heeseung'un peşindeydi? Tüm bunların Jake ve sürüsü ile bir ilgisi var mıydı?

"Heeseung? Orada mısın?"

Jeff amca tekrar seslendiğinde Jake'in elindeki telefon çekilip alındı. Heeseung'un yüzünde öyle öfkeli bir ifade vardı ki Jake onun boğazını hemen buracıkta sıkabileceğini düşündü.

"Buradayım amca. Devam et, dinliyorum."

"Oğlum, Shin deneyimli sürü liderlerini bir araya toplamaya çalışıyormuş. Sadece Kore'den de değil. Japonya'dan, Çin'den, Amerika'dan, dünyanın dört bir yanından. Bunu yapması hiç kolay olmayacak ama eğer senin enigma olduğunu öğrenirse bunun için elindeki her kaynağı kullanabilir."

Heeseung'un kaşları çatılıydı. Gözlerinde lens yoktu ve mor küreleri büyük bir öfke ile, büyük bir alevle parlıyorlardı. Kanı vahşetin resmi ile kaynıyordu. Biliyordu. Amcası ona herkesten farklı olduğunu anlattığından beri bu günlerin yakın olduğunu biliyordu. Bu dünya hiçbir zaman farklı olanları kabul etmemişti. Onu neden etsindi ki? Dünya kabul etse bile bu kadar kurt hepsinden güçlü birinin varlığını kabullenemezdi.

"Siz iyi misiniz?" dedi Heeseung.

"Başımızın çaresine bakıyoruz biz. Sen kendine dikkat et asıl." dedi amcası. "Bir ara da buraya uğra. Annenler seni merak ediyor."

"Uğrayacağım. Sen beni idare etmeye devam et. Bir şey olursa da bana haber vermeyi unutma, amca. Kendine dikkat et."

"Sen de oğlum." dedi Jeff ve telefonu kapattı.

Heeseung'un gözleri meraklı bir şekilde ona bakan Jake'teydi. Bakışlarında her ne kadar hiçbir duygu bulunmasa da Jake onun sinirli olduğunu sadece duruşundan bile anlayabiliyordu.

BITE ME {HEEJAKE}Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin