30.Bölüm

491 20 4
                                        

İlahi bakış açısı:

 O gecenin üstünden neredeyse iki gün geçmişti. Her şey Gizay için tıkırında ilerliyordu. Mutluydu, huzurluydu sevdiği adamla evlenecekti. Bir zamanlar hayatın da hiç bir amaç yokken şimdi öyle değildi. 

 Ama aynısı Mirzah için söylenemezdi. Oturduğu koltukta geriye yaslanıp karşısındaki üçlüde gözlerini gezdirdi. Şu iki gün içinde yaşanan tehlikeler öyle sıkıntılıydı ki büyük amcası bile dalga geçmeyi bırakmış ne yapabileceklerini düşünüyordu. Sessizliği Yasin bozdu. "Abi Cemil'in arkasında Mete'den daha güçlüsü var belli ki. Yoksa bu cesaret nerden gelecek ona hele ki evini o içerdeyken yaktıktan sonra" dedikleriyle bakışlar ona döndü. 

Amcası Yusuf bu sefer ayaklandı. "Yeğenim" dedi "Trabzon'a annemin yanına gidelim. Kimse tahmin dahi edemez orayı" Evet Mirzah'ın tüm sülalesi Tokatlıydı ama babaannesi herkesi inatla, kendi köyünün bulunduğu  Trabzon'a taşımıştı. Nedenini kimse bilmiyordu. Ama şikayetçi olan da yoktu. Trabzon insana huzur veriyordu. 

Mirzah önüne gelen çocukluk anılarıyla duraksadı. Sonra aklına babaannesi ve dedesi düştü. Ailesinin ölümünden sonra onları son kez görüp İstanbul'a gelmişti. Peşinde Ömer ve Yasin'le. Yıllardır da görmüyordu kimseyi. Ne halalarını ne kuzenlerini ne de amcalarını. Sadece yılda bir kaç kez Amcası Yusuf geliyordu. Pişmanlık hissediyordu. Kendi ailesini kaybetti diye babasından kalan son kişileri arkasından bırakıp çekip gitmişti. 

Gitmeye cesareti yoktu ki. Her yer ailesiyle anılarını saklarken nasıl oraya gidebilirdi ki? Mirzah zamanında kabul etmek istemese de ailesi en zayıf, en can alıcı noktasıydı Ablası Burcu , annesi Gül ve babası Alparslan... 

Herkesin bakışları ondaydı.  Amcası bir an bu teklifi için pişmanlık hissetti. Yıllardır gitmiyordu şimdi bir kız için mi gidecek diye düşünmeden edemedi. Ama kızı dediği kadar seviyorsa kabul etmek zorundaydı. Yoksa gözleri önünde öldürürlerdi. Hele ki Cemil her şeyin suçlusu olarak kendi kızını görürken. 

"Tamam" dedi Mirzah yerinden sigara içmek için ayaklanırken. "Sadece bizimkilere haber verin. Köydekilere haber uçmasın" Adımları odasının içindeki büyük camın önüne ilerlerken Yasin "OHA" diye bağırarak havalandı. "Cidden gidiyor muyuz?" Bir kaç büyük adımda onunla aynı şaşkınlıkta olan Yusuf'a sarıldı. "Yapıyorsun bu sporu amca bey"

Ömer ise bilmişlik edasıyla arkasına yaslandı. "Biliyordum" dedi sadece karşısında sarılan ikiliye bakarken. Yusuf şoktan çıkarak eline telefonun aldı. "Hemen haber vereyim köydekilere hazırlıklara başlasınlar. Mirzah geliyor hem de gelinimizle beraber diyeyim" Yasin'i çokta nazik olmayacak şekilde iteleyip heyecanla cebinden telefonunu çıkardı.

Mirzah ise sigarasını üfledi. Gizay için değerdi. Hem bazı şeylerle yüzleşmesi gerekiyordu. Çocuk gibi saklanamazdı. Hafif gülümser gibi oldu. Gizay kendisini düşündüğünden fazla iyi etkiliyordu.  

Yusuf'un hoparlörde olan telefonundan bir kaç saniyenin ardından yaşlı bir kadının sesi duyuldu. "Ula  hayırsuz ne diye sabahın köründe arıyorsun!"  Mirzah duyduğu sesle gerildi, Babaannesiydi, yıllar sesindeki gürlüğü söküp atamamıştı. 

Yusuf'tan gür bir kahkaha döküldü. "Valide sultan sana şimdi bir haber vereceğim ama heyecanlanma" Telefonun diğer ucundan hışırtı sesleri çoğaldı. "Uşağum, hele bak buraya götürüver bu fındık çuvalını da Arslanların bahçesine koy." Hışırtı sesleri gittikçe azaldı. "Söyle hadi da işim gücüm var bu saatte bilmez misin ula?!" Yusuf Mirzah'ın dönük ama gergin sırtına son kez bakıp telefona döndü. "Torununu getiriyorum oraya valide sultan" dedi yükselen sesiyle. "Hem de gelinimizle beraber " 

MAFYA'MBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin