Canım acıyor....
Çok üşüyorum...
Çok yorgunum...
Olmuyor....
Başta uyumamak için direnirken şimdi tam tersini yapmaya çalışıyordum. Uyumak istiyorum...
Fakat ne gözlerimi açabiliyordum. Ne de bilincimi kontrol edebiliyordum. Elimi oynatmak istesem oynatamazdım eminim.
Uykuya dalsam belki acım azalır, çektiğim bu işkence biraz olsun dururdu. Fakat olmuyor. İşkence gibi kaldırımın soğuğu içime işliyordu. Vücudumun birçok yerinde kesik vardı. Bazı yerlerde yalnızca hafif bir sıyırma iken bazıları cidden derindi galiba. Özellikle sırtım da ki ve kolumda ki...
Hıçkırarak bağırarak ağlamak istiyorum fakat artık ağlayamıyordum. Yalnızca gözyaşım akıyordu. Gözlerim kapalıyken gözlerimden yaş akıyordu. Hissizleşmeye başladığımı hissediyorum. Canım acıyor ama kendimden vazgeçmiş gibiydim.
Ne kadardır buradayım bilmiyorum ama ömrümden ömür gitmi.ş gibi hissediyorum. Belki yirmi dakika belki yarım saat olmuştu ama çok zor geçiyordu. Bir dakika .on yıl gibi gelmeye başlıyordu.
Kendimi sorgulamaya başlamıştım. Ben şuan burada ölsem? Hayatım burada sona erse? Ailem beni o mezara koysa...?
Ben ahiret için ne hazırladım...? Okuduğum okul... Ailem... Evim... Bunların hiçbiri Allah rızası için değildi ki...
Vücudum da ıslaklık hissi artmaya başlamıştı. Islanıyordum. Fakat gözümü açıp neden ıslandığıma bakacak gücüm yoktu.
Damla sesleri duymaya başlamıştım. Yağmur mu yağıyordu?
Bilincim hâlâ gitmedi...
Zaten üşüyordum bir de üstüne ıslanmaya başlamıştım. Birkaç dakika içinde yağmur daha da hızlanmıştı. Kafayı yemek üzereydim. Yağmurun altında, vücudumda kesiklerle, kaldırım da uzanıyordum. En zoru ise düşünceler ile savaşmaktı. Kendimi delirmiş gibi hissediyordum. Öylece yağmur sesini dinlemeye odakladım kendimi.
Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum ama bilincim zayıflamıştı. Düşünmek de bile zorlanmaya başlamıştım. Fakat tuhaf bir şekilde bilincimom zayıflamasına hem seviniyor hem de korkuyordum. Acının duracak olmasına sevinirken ölme ihtimalinden korkuyordum. Böyle bir şeyden ölünmezdi değil mi?
Ölmek istemiyorum...
Saçmalama Rüveyda. Ne ölümü ya. Kim birkaç ayna kesiğinden ölür ki?
Cidden kafayı yiyordum. Saçma sapan şeyler düşünmeye başlamıştım derken yaklaşan ayak sesleri düşüncelerimi bölmütü. Acaba gerçekten şuan sokakta biri mi vardı yoksa yalnızca hâyâl ürünü müydü?
Birileri bişeyler diyordu ama sesleri anlayamıyordum. Aklım benimle oyun mu oynuyor? Ayak seslerini duyup anlarken konuşma sesini duyamıyordum.
Bir an içime bir korku daha girmişti. Acaba... Mehmet... Hayır Rüveyda. O olamaz... Olmamalı... Olmasın... Bacağına aynayı derin saplamıştım. Buraya kadar gelmiş olamaz değil mi? Düğün salonundan onun gelemeyeceği kadar uzaklaşmışımdır demi?
Kalbim hızlı atmaya başlamıştı. Ya gelen oysa?
Kendimi sıktım. Gözlerimi açmak istiyordum. Ne olursa olsun. Ayak sesleri yaklaşmıştı hissedebiliyorum. Korkuyordum...
Anlık korku ile kendimi zorladığım da gözlerimi açmayı başarmıştım. Bu bile çok fazla canımı yakmıştı.
Gözlerim bulanıktı ve şuan karşımda yalnızca bir çift erkek ayakkabısı vardı. Mehmet miydi...?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nasip/Texting
Random@dargınprenses:Çarpraz sorguya mı çekiliyorum? @sevimliteyze2343: Çarpraz değil ama isteme sorgusu sayabilirsin canım @dargınprenses: nE? @sevimliteyze2343: Oy kıyamam heyecanlandın mı sen? @dargınprenses: Noluyooo @sevimliteyze2343: Şu oluyor: ALLA...
