Vildan’dan:
Gözlerim Rüveyda’nın yer yer kana bulanmış elbisesinde gezinirken bu hâle nasıl geldiğini düşünmeden edemiyordum. Nasıl oldu bunca yara? Buraya kadar nasıl geldi? Başına neler geldi? O odada neler oldu?
Aklım almıyordu. Onca zaman Rüveyda’nın yokluğunu nasıl fark etmemiştik biz…
O kız gelip saçma sapan konuşmasa Rüveyda’yı aramayacaktık bile…
En kötüsü ise ben o kapının önüne gitmiştim. Rüveyda o kapının ardındaydı. Belki de hemen aşağı inmesem, kapıyı biraz zorlasam bunlar olmayacaktı. Rüveyda’nın başına bunlar gelmeyecekti. Ben nasıl gidebildim… Nasıl seni orada öylece bıraktım…
Bilinci kapanmıştı. Şuana kadar dayanması bile mucize gibi bir şeydi. Ne zamandır bu yağmurun altındaydı acaba…
“Aklım almıyor Yusuf… Nasıl bu hâle geldi? Kim yaptı ona bu kötülüğü…”
Rüveyda’dan gözümü almadan konuşmuştum Yusuf’la. Elimde değildi. Sanki bakışımı kaçırsam başına kötü bir şeyler gelecekti. İki defadır aynı şey oluyordu. Hastanede de böyle olmuştu. Ben yanlarında olsam onlar öyle bir şaka yapmayacak, hiçbir kötü şey yaşanmayacaktı. Bugün de acele etmeyip aşağı inmeseydim…
Ben kapıyı açmak istediğim de ne hâldeydin de bana cevap veremedin be Rüveyda’m…
“Bilmiyorum Allah kahretmesin ki bilmiyorum. Hangi…”
Kendi sözünü bölüp direksiyona vurmasıyla bakışlarım onu bulmuştu. Direksiyonu öyle bir sıkıyordu ki parmak boğumları beyazlamıştı.
“Anlamıyorum. Kim? Nasıl? Bir düğün de böyle bir şeye cesaret edebilir!”
Yusuf’un öfkesi ciddi derece de fazla ve tehlikeliydi şuan. Onu anlayabiliyordum. Yaşadığı çaresizlik onu zorlamıştı. Onca saat onu aramıştık. Odada gördüğümüz kandan sonra Yusuf’u sakinleştirememiştim. Rüveyda’ya bir şey olacak diye çıldırmıştı adeta. Oradan sonra durmamış tüm salona yeniden bakmıştık. Ta ki girişin orada ki merdivenler de kanı görene kadar. Düğün salonunun temizlik görevlileri biz Rüveyda’yı ararken temizlik yapıyorlardı. Biz döndüğümüz de salonun temizlenmiş kısmında kan vardı. Fakat kapının önünde kan ikiye ayrılıyordu.
Rüveyda’yı bulmak kolay olmadı. Oraya kadar gitmeyi nasıl başardı bilmiyorum ama baya aramıştık. İki kan izi de yağmur da dağılmıştı. Yusuf’un en nefret ettiği şeydi çaresizlik. Hiçbir insan sevmezdi doğru fakat Yusuf için ayrıca zordu. Daha önce benzer bir durumu… Benzer bir durumu annem de yaşamıştık… O zaman da çaresizliği sonuna kadar hissetmiştik fakat annem Yusuf’un gözleri önünde acı çekerek ölmüştü.
Yusuf atlattı. Başkası olsa kaldıramazdı fakat Yusuf bize çektiği acıyı hiç belli etmemişti. Kaç çocuk 12 yaşında ki annesinin gözleri önünde yanarak ölmesine dayanabilirdi ki…
Galiba yıllar sonra Yusuf’u yine aynı hâlde görmüştüm. Rüveyda aynı anıyı iki defa Yusuf’a yeniden hissettirmişti. İlki o yangın gecesi… Yusuf yıllar önce annemi o yanan evden çıkaramamıştı fakat Rüveyda’yı kurtarmıştı. Belki de bu yüzden hiç düşünmeden o ateşlerin arasına girmişti. Ve bugün… Yusuf o gün annemi camdan izlemişti… Fakat çaresizce yalnızca izlemişti. Yanına gidemiyordu.
Az önce Rüveyda’yı bulduğun da aynısını görmüştüm gözünde… Yine çaresizdi. Yine birine yardım etmek istiyor fakat yapamıyordu.
Şuan aynı şeyi hissediyordu biliyorum…
“Yusuf! Sakin ol. Şuan yalnızca hastaneyi düşün! Ayrıca Semra teyzelere haber vermemiz gerekiyor. Zavallı kadın ne hâldedir şimdi. Telefonum yanımda değil. Arayıp haber edelim.” Dediğim de telefonunu bana uzatmıştı.
Hızlıca Kader’in numarasına girdiğim de arayıp Rüveyda’nın bizimle olduğunu haber vermiştim. Fakat durumundan bahsetmedim. Bahsedemedim…
“Vildan, Ömer abi de Rüveyda’yı aramaya çıktı. Semra teyze hâlâ sakinleşmedi arayamıyoruz. Yusuf’a söyle haber versin ona da”
Bir şey demeden telefonu kapattığım da Yusuf’un telefonundan Ömer’in mesajlarına girdim. Hızlıca “Rüveyda bizimle, buldukonu. Eve dön geliyoruz” yazmıştım. Anında aktif olmuş ve üst üste Rüveyda'nın durumunu sormaya başlamıştım. Fakat cevap vermedim.
Nihayet hastaneye ulaştığımız da Rüveyda’yı muayene odasına almışlardı. Yarım saatin ardından tüm yaraları pansuman edilmiş başında ki yara ise ayrıca bakılmıştı. Geçen defadan dolayı atılan dikişler patlamış bu yüzden bilincini kaybetmişti Rüveyda…
Tüm işlemler ve kontroller bittiğin de Rüveyda’nın yoğun ısrarı sonucu hastane de durmamış eve doğru ilerliyorduk. Rüveyda üşüdüğünden mi yoksa korktuğundan mı bilmiyorum ama üzerinde ki cekete sıkıca sarılmış bir şekilde camdan bakıyordu. Yusuf ise dalgın ve parmaklarından anladığım kadarıyla sinirli bir şekilde yola bakıyordu.
Eve yaklaştığımız da derin bir nefes almıştım. Semra teyze onun hâlini görse…
Yusuf’un arabayı park etmesiyle önce ben inmiş sonra Rüveyda’nın inmesine yardımcı olmuştum. Yağmur durmuştu ve hava da çok güzel bir koku vardı. Tam sitenin bahçesine girecekken duyduğumuz ezan sesi ile durmuştuk. Sabah ezanı okuyordu…
Rüveyda durup derin bir nefes aldığın da içeriyi girmeye korktuğunu anlamıştım. Elini ‘yanındayım’ dercesine tuttuğum da bana bakmıştı. Hafifçe tebessüm ettiğim de yalnızca duygusuzca gözlerime bakıyordu. Fakat içeri girmemek için ısrarcı gibiydi. Kim vardı içeri de…?
Kaşlarım çatılırken omzumun üzerinden Yusuf’a bakmıştım. Onun da anlamaz gözlerini üzerimiz de gördüğüm de aynı şeyi düşündüğümüzü anlamıştım.
“Rüveyda? Neden girmek istemiyorsun...? Yoksa…”
Cümlemi bitiremeden Yusuf hızlı adımlarla yanımıza gelmişti. Rüveyda’nın karşısında durduğunda yüzüne bakmadan fakat ona hitaben konuşmuşmaya başlamıştı. Aralarında ki boy farkından dolayı Yusuf aşağı doğru bakarken, Rüveyda yukarı doğru bakıyordu.
“Rüveyda, korkma. Yanındayım. Bir kez geç kaldım fakat bir daha olmayacak. Emin ol. Korkmana bile izin vermem”
Rüveyda’nın ve tabi aynı zaman da benim de gözlerim de şaşkınlık varken Yusuf’un gözlerin de şefkat ve… Ne? Yanlış mı görüyordum ben!? Yoksa…
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nasip/Texting
Casuale@dargınprenses:Çarpraz sorguya mı çekiliyorum? @sevimliteyze2343: Çarpraz değil ama isteme sorgusu sayabilirsin canım @dargınprenses: nE? @sevimliteyze2343: Oy kıyamam heyecanlandın mı sen? @dargınprenses: Noluyooo @sevimliteyze2343: Şu oluyor: ALLA...
