32- Kırık Ayna

25 6 1
                                        

Başımda ki şiddetli ağrı ile gözlerimi araladığım da inanılmaz bir acı çekiyordum. Neyle vurmuştu benim başıma?

Daha önceden aldığım yara tam iyileşmeden yeni bir darbe almak...

Kollarımdan destek alıp doğrulmaya çalıştığım da başıma bıçak saplanırcasına bir ağrı giriyor kalkmama engel oluyordu.

Hissettiğim acıyla dayanamayıp ağlamaya başlamıştım. Birkaç defa doğrulmaya çalıştım fakat her defasında yere düşüyor, canımın daha da acımasına sebep oluyordum.

Kendimi yana doğru atıp sırt üstü uzandığım da tavanla bakışmıştık. Gözümün önünde ki siyah noktaların gitmesi için gözlerimi yumdum. Derin derin nefesler alırken kendimi dinç tutmaya çalışıyordum. Sen iyisin Rüveyda...

Aradan birkaç dakika geçince derin bir nefes alıp gözlerimi açtım. Yerden destek alıp kendimi kaldırmaya çalıştığım da bu defa başarılı olmuş, doğrulmuştum.

Ayağa kalkmıştım ama ayakta kalmak başka bir savaştı. Dizlerim hâlâ titriyordu, başımın içi uğulduyordu. Duvara yaslandım, gözlerimi kapattım. Arya’nın sesini duymak istedim. O tanıdık, güven veren sesi… 

Ama sessizlik vardı. 

Sadece kendi nefesim. 

Sadece kendi acım. 

“Keşke duysaydın beni Arya…” dedim, ağlamamak için uğraşırken, çenem titremiş sesim çatlamıştı. “Keşke…” 

O an, içimde bir şey daha kırıldı. Ama bu defa tamamen dağılmadım. Gözyaşlarım yeniden aktı, ama bu defa sessizce. Arya’nın beni duyamamış olması, yardım edememesi…

Ama ben hâlâ buradaydım. 

Ve hâlâ ayaktaydım. 

Kapıya doğru yürümeye başladım. Her adımda bedenim sarsılıyor, dizlerim titriyordu. Ama durmadım. 

Kapının önüne geldiğimde bir an duraksadım. Elimi kapı koluna uzattım. Parmaklarımda hâlâ güç var mıydı bilmiyorum ama denemek zorundaydım. 

Kol soğuktu. 
Çevirdim, kilitli...

İçimdeki o ince umut, kapının kıpırdamayan koluyla birlikte çatladı. 

Bir kez daha denedim. Daha sert. Daha çaresizce. 

Yine olmadı. 

Kapının önünde dizlerimin üzerine çöktüm. Başımı kapıya yasladım. 

Nefesim düzensizdi. Gözlerim doldu. Ama bu defa ağlamadım hemen.  İçimde bir şey yavaşça sönüyordu.  Ama hâlâ bir kıvılcım vardı. 

“Lütfen…” dedim fısıltıyla. “Lütfen…”  ama neye lütfen dediğimi bile bilmiyordum.

Bir süre öylece kaldım. Kapının önünde, dizlerimin üzerinde, başım yaslı.  Gözlerim kapalıydı.  Saat kaçtı? Annemler beni merak etmiş miydi? O adam neredeydi? Ben... Ne hâldeydim...? Hiçbir fikrim yoktu. Ağlamak istiyordum ama gözyaşlarım bile yorgundu artık. 

Yine de… hâlâ buradaydım. 

Ve hâlâ ayaktaydım. 

Dudaklarımdan bir hıçkırık kaçarken kendimi tutmakta zorlanıyordum artık. Canım çok yanıyor... Kalbim sızlıyordu.

"A-allahım... Yardım e-et..  Ne olur Allah'ım..."

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Dakikalar mıydı, saatler mi… yoksa sadece birkaç saniye mi? Kapının önünde öylece kalmıştım. Başım hâlâ kapıya yaslıydı, dizlerim uyuşmuştu. Gözlerim kapalıydı ama zihnim açıktı. Şimdilik... 

Nasip/TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin