Oy bırakmayı unutmayın
İyi okumalar💞
.
.
.
.
.
.
.
San, gözlerini tavana dikmiş, sessizce düşünürken, kalbinin derinliklerinde bir suçluluk hissi büyüyordu. Neden Seonghwa'ya kötü davranmıştı? Cevabı biliyordu ama kabul etmek daha da zordu. İçindeki öfke, geçmişin yaralarından beslenmişti; terk edilmenin boşluğu, babasının gidişi ve kimseye tam güvenemeyişi... Hepsi bir şekilde Seonghwa'ya yönelmişti.
Ama şimdi, o sessiz gecede, her şey daha net görünüyordu. Yaptıklarının geri dönüşü yoktu. Zamanı geri almak imkânsızdı. Yine de aklında aynı sahne dönüp duruyordu; Seonghwa'nın gözlerindeki kırgınlık, söylediği yarım cümleler ve San'ın sustuğu anlar...
Bir an nefes almak bile ağır geldi. Yatağında biraz daha kıpırdandı ama huzur bulamadı. Dışarıdan gelen şehir sesi bile onun içindeki gürültüyü bastıramıyordu.
San- Belki de...diye fısıldadı kendi kendine, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı,
San- belki de ben en başından beri yanlış olan kişiydim.
O anda sadece bir şey kesin gibiydi: Hiçbir şey iyi olmayacaktı.
San, o cümlenin ağırlığı odada asılı kaldıktan sonra bir süre daha hareket etmeden durdu.
San- hiçbir şey iyi olmayacaktı...
Bu düşünce kafasında yankılanırken, sanki odanın duvarları bile onunla birlikte nefes alıyordu.
Sonunda yavaşça yataktan kalktı. Ayakları yere değdiğinde, soğuk zemin tüm bedenine yayılan bir gerçeklik hissi verdi. Artık düşünmek yetmiyordu. İçindeki suçluluk, merak ve korku birbirine karışmıştı. Seonghwa'nın gözleri... o kırgın bakış... hepsi onu bir şeye itiyordu.
Kapıya doğru yürüdü.
Her adımı sessizdi ama kalbi sanki odanın içinde yankı yapıyordu. Koridora çıktığında evin sessizliği daha da ağırlaştı. Işıklar loştu, gece her şeyi yutmuş gibiydi. Bir an durdu, nefes aldı.
Seonghwa'nın odası...
O kapının önüne geldiğinde tereddüt etti. Eli havada asılı kaldı. İçinde iki ses vardı:
San- Gir ve
Ve....
San- Geri dönmeli miyim?
Ama artık geri dönmek gibi bir seçenek yoktu.
Yavaşça kapıyı araladı.
Kapı gıcırdayarak açıldığında içeriden hafif bir nefes sesi duyuldu. Oda karanlıktı, sadece perdelerin arasından süzülen sokak ışığı silik çizgiler oluşturuyordu. Yatakta biri vardı.
Seonghwa uyuyordu.
San bir an dondu. Onu öyle görmek... savunmasız, sessiz... beklediğinden çok farklıydı. O an içindeki öfke biraz sarsıldı, yerini tuhaf bir boşluğa bıraktı.
Bir adım attı içeri.
Zemin hafifçe ses çıkardı ama Seonghwa kıpırdamadı. San yatağa daha da yaklaştı. Neden geldiğini bile tam bilmiyordu artık. Sadece... cevapları istiyordu. Belki de affı.
Yatağın kenarında durdu.
yavaşça yatağın kenarına oturdu.
Yatağın hafifçe çökmesiyle Seonghwa yine de uyanmadı. San ellerini dizlerinin üzerine koydu, başını hafifçe öne eğdi. Söylemek istediği her şey boğazında düğümlenmişti.
San- Ben...
diye fısıldadı, ama sesi çıkmadı bile.
Sadece nefes aldı.
Gözlerini Seonghwa'ya çevirdi. Bu kadar yakın olmak farklıydı. Onu ilk kez öfkesiz, savunmasız bir şekilde görüyordu. İçindeki suçluluk daha da büyüdü, ama yanında tuhaf bir şey daha vardı... pişmanlıkla karışmış bir bağ.
