Hi.....
.
.
.
.
.
.
.
.
San- Neden yemiyorsun?
Seonghwa, düşünceli bir şekilde yemeğiyle oynadığını fark etmemişti bile.
Seonghwa- Aslında aç değilim.
San, bir süre çocuğun solgun yüzünü inceledi. Yorgunluktan neredeyse çökmüş olduğu belliydi.
San- Yemeğini bitir, daha sonra konuşmamız gereken konular var.
Seonghwa- Bu konuyla ilgili konuşmak istemediğimi söyledim.
Tam masadan kalkacakken...
San- Otur!!
San çocuğun bileğinden tutarak gitmesine engel oldu.
San- Sana yemeğini bitirmeni söyledim.
Düz bir şekilde masayı izlerken konuştu.
Seonghwa-Aç olmadığımı söyledim.
Bileğindeki baskıdan kurtularak gideceği sırada, San aniden ayağa kalktı. İki kolundan da tutarak sıkıca kavradı.
San- Sorularımdan ne zamana kadar kaçacaksın?
Seonghwa'nın yüzü soruya karşı öfkeyle döndü. Bileğindeki kollardan kurtulmak için çabaladı.
Seonghwa- Kaçmıyorum... Bırak artık!!!!
San- Seni kurtardığım için çok mutluydun, şimdi ne oldu?
İsyan edercesine sordu
Seonghwa- Evet... evet yaptın ama bana soru sormayı bırak artık.
San derin bir iç çekti, şimdi konuşmak ve her şeyi ayrıntılı olarak anlamak istiyordu ama diğer tarafın ona karşı tavrı neredeyse onu öfkeden patlatıyordu.
San- Önce o çocuğun seni neden kaçırdığını söyle, bunu bilmek istiyorum.
Derin bir nefes aldı.
San- Hatta benim mekanımdan ve neredeyse burnumun dibinden.
Her şey o kadar ani olmuştu ki, Seonghwa neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamıyordu ve kafasındaki saçma düşüncelerden kurtulamaz vazyetteydi. Ona ne cevap vermeliydi? Ona olduğu gibi söylemeli mi yoksa başka bir bahane bulup bu utanç verici konudan kurtulmalı mı? Ne yapacaktı? Babasının bir ors olduğunu, kendi çocuğuna tacizde bulunmaya çalıştığını ya da zavallı biri olduğunu mu? Taehyunun yaptığı iğrençlikleri saymıyordu bile.
Derince yutkundu.
Seonghwa- Aslında...
San dinlediğini göstermek için kaşlarını kaldırdı.
Seonghwa- Benim ......Benim uykum var.
San- Ne?
Seonghwa- Uyumak istiyorum, yorgunum
San- Ama konuşuyorduk ve...
Seonghwa sözünü kesti.
Seonghwa- Lütfen
San- Seonghwa, sorunu söylersen sana yardım edebilirim, bunu biliyorsun
Seonghwa- Çözmek isteyen kim
Omuz silkti
San- Seonghwa...
Seonghwa- San, bunu neden yapıyorsun?
San kaşını kaldırdı
Seonghwa- Bana yardım etmeye çalışıyorsun ama neden?
San- Başının dertte olduğunu biliyorum ve bunu görmezden gelemem
Seonghwa- Ama neden... her konuda sana karşı çıkan, inatçı birine hemde?
San- Şu an konu bu değil.
Seonghwa- Konu bu San, bazen kötüsün bazen de iyisin, bu tavrından o kadar nefret ediyorum ki öfkeden delirmemi saglıyorsun
San- Benden bu kadar mı nefret ediyorsun yani?
Seonghwanın yüzü soruya yanıt olarak düştü, başını eğerken zar zor duyulabilen bir sesle mırıldandı...
Seonghwa- Aksini söylesem ne değişir?
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Gözlerine uyku girmiyordu. Ayağa kalktı ve Seonghwanın uyuduğu odaya doğru yürüdü. Kapıya vardığında yatakta yatan narin bedeni izledi. Yatağa doğu ilerlerken içini heyecan sarmıştı, uzanarak bir battaniye aldı ve yavaşça Seonghwanın üzerine örttü. Ardından yere çökerek yatağa yaslandı.
San- O gün sana söylediğim hiçbir şey yalan değildi, Seonghwa.
Alçak sesle konuştu.
San- Seni seviyorum.
San- Evet, seviyorum ve bunu gözlerinin içine bakarak söylüyorum.
Bakışlarını çocuğun güzel yüzüne kilitledi.
San- Nasıl olduğunu bilmiyorum. Birbirimizi bu kadar incitmiş olmamıza rağmen bu hissi nasıl edindiğimi bilmiyorum.
San- Ama inan bana, o gün hissettiğim suçluluk duygusu hala kalbimin bir yerinde ve beni her
zaman incitiyor.
Parmaklarını çocuğun güzel yüzünde gezdirdi.
Ona dokunduğu o geceyi hatırladı, güzel , saf bedenini. Ve o andaki his çok derindi. Parmaklarını yanaklarından dudaklarına doğru gezdirdiğinde durdu.
Derince yutkunduğunda kelimeler boğazında takılıp kalmış gibiydi.
San- Çok güzelsin.
San- O kadar güzelsin ki şuan bile beni deli ediyorsun.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.🐰
