Final

266 11 4
                                        

Zeynep'e yaptıklarım korkunçtu.
Onun okuldan atılmasını sağlamak için korkunç bir oyun kurmuştum. Üstelik bunu bir nedeni olduğu için bile yapmamıştım.
Sadece eğlencesine.
O günlerde başkasının hayatını mahvetmenin ne demek olduğunu anlamıyordum. İnsanların gözyaşlarını, korkularını, geceleri yastığa başlarını koyduklarında düşündüklerini umursamıyordum. Kendimi güçlü sanıyordum.
Oysa şimdi geriye dönüp baktığımda, güçlü olmadığımı biliyordum. Sadece acımasızdım.
Ve insanın kendi geçmişinden nefret etmesi, başkasından nefret etmesinden çok daha ağırdı.

Keşke zamanı geriye alabilseydim.
Keşke o oyunu hiç kurmasaydım.
Keşke Zeynep'in hayatına dokunmasaydım.
Keşke Atlas'ın yüzündeki hayal kırıklığını hiç görmeseydim.

Ama zaman geriye dönmüyordu.
Geçmişte yaptıklarımı değiştiremiyordum.
Yine de bugün için hâlâ bir şansım vardı.
Bunu annemin mezarının başında anlamıştım.
Mezarın karşısında dizlerimin üzerine çöktüm. Siyah şalımın uçları omuzlarımdan aşağı doğru kayarken soğuk toprağa baktım. Parmaklarımı yavaşça toprağın içine geçirdim. Bir avuç toprak aldım. Toprak parmaklarımın arasından dökülürken gözlerim doldu. "Anne..."

Sesim o kadar kısıktı ki sanki kendi sesimi bile duymakta zorlanıyordum. "Ben çok kötü şeyler yaptım." Boğazım düğümlendi. "Biliyorum."
Başımı mezar taşına doğru kaldırdım.
"Sen yaşıyor olsaydın beni severdin ama... yine de değil mi?"

Cevap gelmedi.
Elbette gelmeyecekti.
Ama bazen insan, cevabını bildiği soruları bile sormak istiyordu. Çünkü bazı cevaplara başkasının ağzından değil, sevdiği insanın sesinden ihtiyaç duyuyordu.

"Keşke şimdi yanımda olsan." Gözümden bir damla yaş düştü. "Gerçekten çok ihtiyacım var sana." Hıçkırıklarım arttı. Elimdeki toprağı tekrar yere bıraktım ve titreyen parmaklarımla yüzümü sildim. "Senin beni bırakıp gittiğine inandım hep." Bir süre sustum.
"Çocukken... herkes bana senin öldüğünü söylediğinde bile bunu kabul etmek istemedim. Beni isteyerek bırakmadığını düşünmek istedim. Çünkü bir annenin çocuğunu isteyerek bırakmayacağına inanıyordum."
Dudaklarım titredi. "İçimde bir yerlerde hep biliyordum bunu."

Gözlerim mezar taşındaki tarihe takıldı.
Doğum tarihimden yalnızca on gün sonra ölmüştü. Benden geriye sadece on gün farkla ayrılmıştı. Belki de bu yüzden doğum günlerimden hiç hoşlanmamıştım. Herkes için yeni bir yaşın başlangıcıydı. Benim içinse annemi kaybettiğim günün yaklaşmasıydı.
Mezar taşına biraz daha yaklaştım. "Belki de beni son gördüğünde doğum günümü düşünüyordun." Sesim yeniden kırıldı. "Belki bana alacağın hediyeyi düşünüyordun. Belki de beni büyürken görmek istiyordun."

Gözlerimi kapattım. "Ben de seni suçladım." Başımı öne eğdim. "Bunun için özür dilerim."
Uzun süre mezarın başında öylece kaldım. Sonunda ayağa kalktım. Bacaklarım uyuşmuştu. Yerde duran çantamı aldım ve omzuma geçirdim. Gitmeden önce son kez mezara baktım. "Anne..." Bu kez yüzümde küçük bir gülümseme vardı. "Söz veriyorum."
Derin bir nefes aldım. "Bir daha kötülük yok."
Gözlerimi mezar taşına diktim. "Artık o şımarık kız olmayacağım." Bir an sustum. "Ve artık üzülmek yok."

Bunu söylerken kendime mi, anneme mi söz verdiğimi bilmiyordum. Belki ikimize birden.
Mezarlığın kapısından çıkıp beni bekleyen taksiye bindim. Kapıyı kapattığımda dışarıdaki dünya bir anda sessizleşti. Başımı cama yasladım. Taksi hareket etti. Mezarlık geride kaldıkça içimde garip bir hafiflik oluştu.
Camdan gökyüzüne baktım. Bulutların arasından birkaç yıldız görünüyordu.
Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Sanki annem beni izliyordu.
Sanki bana hiçbir şey söylemeden, sadece bakışlarıyla "Seninle gurur duyuyorum." diyordu.

Okyanus Etkisi | TextingBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin