-GÜNÜMÜZ-
Son cümleme nokta koyarak,kalemi komedinin üzerine bırakıyorum...Resepsiyon görevlisinden rica ettiğim A4 kağıtlarını sayfa numaralarına göre toparlayıp,bir gün temize çekme ümidiyle yazdığım, ''Aşkın ve Kendini Arayışın Hikayesi'ni'' -hikayemi-çantama atıyorum...Günlerdir aynı şeylerle yatıp kalkmış olmamdan dolayı,kıyafetlerimin berbat görünümüne aldırmıyorum.Birazdan , kahvaltıda rastlayacağım insanlara aldırmadığım gibi...
Sabah dışarıya bakınca fark ediyorum ki, Güneş nihayet kasvetli ve siyah bulutların istilasından kurtulmuş. Günlerdir ilk kez kar yağmıyor. Ne yapacağım, kime gideceğim hakkında ise , en ufak bir fikrim yok. Yaklaşık bir haftadır bu odadayım ve artık cebimdeki para konaklama ücretini karşılayamayacak kadar azaldı...
Yatağı topluyor ; örttüğüm aynaları yeniden açıyorum...Çıkmadan, Gaye'yi arıyorum.'Otelden az sonra ayrılıyorum,boşuna uğrama bugün,' demek için...O ise ; ''Kaçta , nereye gideceksin ? Bekle , sakın hemen ayrılma,'' filan diyor ...Önemsemiyorum gerisini.
Bir şeyler yemeye kahvaltı salonununa inmek üzere, hücreme son kez bakıp , çekiyorum kapısını...Bir müddet sonra da , hesabımı kapatan otel görevlisine 'iyi çalışmalar' dileyerek , Ankara'nın sokaklarına karışıyorum yeniden...Yürüyorum.
Yolda rastladığım, kardan adamları erimesin diye uğraşan çocukların hevesine dikkat edince , içimde yaşamaya dair , ufacık bir isteğin bile kalmadığını hissediyorum.
Çocukları arkamda bırakıp ilerliyorum.
O gece gördüğümü zannetmediğim , eczane ile karşılaşıyor , oradan birkaç kutu uyku ilacı alıyorum kendime...Ve elime tutuşturdukları torbadaki ''Sağlıklı günler dileriz.'' yazısına bakıyorum... Oysa , insanların hasta olması gerekir , eczacıların para kazanabilmesi için...Tıpkı, hayatın bizi alt edebilmek için, acımasız olması gerektiği gibi ! İşte , hayat bu kadar sahte diyorum. Yürüyorum ...
Bir kaç yüz metre daha ilerleyip , köşeyi döndüğümde , koşar adım bir yere yetişmeye çalışan Gaye'yi görüyorum; yanındakiyle...Bana doğru hızlı adımlar atıyor ikisi...Demek diyorum,bunun içinmiş sabah Gaye'deki telaş.
Gaye'nin yanında duran Yankı'ya bakıyorum , anlamsız , cansız ...
Sonra , ben dünyayı yok sayarak , arkamı dönüyorum. Ondan uzaklaşmak için attığım her adımda, biraz daha ölürken ; ''Hepimiz,bizim için yakılmış o büyük ateşte, yok olmaya mahkumuz,'' diyen Nietzsche'yi düşünüyorum.
Ve ben YOK OLUYORUM.
-SON-
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KIVILCIM
RomanceBir türlü yakınlaşmayı beceremeyen iki kız kardeş ve o kardeşlerin arasına,aşılmaz duvar örmeye gelen genç bir adam... Kardeşlik bağlarına,hayata ve AŞK'a dair çok şeyin anlatıldığı roman ; "KIVILCIM!.."
