Her şey daha da karmaşık bir hal alırken hiçbir şey yapmadan geçirdiğim her an dibe bitiyormuşum hissi daha fazla uyanıyordu. Bir şeyler oluyordu. Bilmediğimiz şeyler. Şey şey şey! Bu olanlara bir isim koyamamak daha da kötü bir hal almasını sağlıyor sanki. Annemin mezarına neden gidemiyoruz ki sanki? Hayır nasıl bir tuzak olabilir ki, anlamıyorum. "O mezarlığa gitmeliyiz Dean. Tuzak ya da değil. Umrumda mı sanıyorsun? Hayatta mı bilmeliyim. Daha fazla zarar görmemeli." Sona doğru ağlamaklı çıkan sesim sinirlenmeye başlayan Dean'i geride bırakıp endişeli olan Dean'i şahlandırmış olmalı ki nadiren ortaya çıkan bu duygulu bakışları sergiliyor. "Pekala. Ama sen buradaaa... Tabi ki kalmaz bizi takip edersin. Gideceğiz. Ama geride duracaksın anladın mı? Tek yanlış hareketinde sadece kendini değil bizi de tehlikeye atarsın. Bunu düşün ona göre davran." Dolu gözler ve minnet dolu bakışlarla baktım. Teşekkür ettim. Ama kimse duymadı. Çünkü bu defa ben onun içindeydim.
Annem oturduğumuz semte bağlı mezarlığa gömülmüştü. Zaten hava çoktan kararmıştı. Hemen yola koyulabilirdik fakat zeki -pardon olağanüstü zeki hatta deha- arkadaşımız Dean ancak benim gibi bir aceminin bu kadar tezcanlı ve dikkatsiz davranacağını yüzüme gayet kaba bir şekilde vurduktan hemen sonra bütün araç gereçleri ve savunma ekipmanlarını toplayınca yola koyulduk. Tam arabalara dağılıyorduk ki -2 araba 1 motosiklet- Dean tek kaşını kaldırarak önce James'e sonra da Esmee'ye baktı. "Kurt çocuk ne alaka?" Ses tonu hem ilgisiz hem de öfkeliydi. "Bana da sorabilirsin. Şuan seninle kavga etmeyi ah pardon her an seninle kavga etmeyi çok isterim ama önemli bir işimiz var ve dediğin gibi bizi neyin beklediğini gerçekten bilmiyoruz. O yüzden gelmem emin ol ki sizin yararınıza. Ve Acemi'nin." "Hey! Ama ben de burdayım ve siz ikiniz bana acemi demekten vazgeçin." O an Dean öyle bir bakış attı ki ömrümün sonuna kadar hatta sonsuza kadar bana acemi diyebilirdi.
Mezarlık. Mezarlık gibiydi işte. Karanlık ve ürkütücü. Aynı zamanda çekici. Sanırım son cümlem benim bir hayalim ürünüm olmalı çünkü ilk defa bir mezarlığı çekici buluyorum. Annemin mezarının yanına gelince gözlerim benden habersiz dolmuştu bile. Suçluluk duygusu, çaresizlik, beceriksizlik, korkaklık ve dahası. Şuan beynimin, kalbimin, ruhumun en derinlerinde kendilerine yer edinmiş beni sınıyorlar sanki. "Bunun sorumlusu sensin!" Diye bağırıyordu bir ses içimden. İçimden dua ediyordum ben de n'olur o tabut boş olsun diye. Ben iç çatışmalarımla meşgulken çoktan mezarı kazmaya başlamışlardı bile. Omzuma dokunan elin sahibine döndüm. "O tabut boş olmayabilir." Aklımdan geçenleri yüzüme vuran James'e o an tokat atmak istedim. Tırnaklarımın izini yerleştirmek istedim tenine ama sadece baktım. Gözlerimden damlayan tek damla yaşı da silip "Boş da olabilir." diyebildim. "Kurt çocuk gel de tabutu çıkarmamıza yardım et!" James yanımdan bıkkın bir ifadeyle ayrılırken söylenmeye başlamıştı bile. "Senin benimle derdin ne ya! Kurt çocuk ne, hakaret ettiğini mi sanıyorsun?" Tabutu yukarıya çıkardıklarında Dean yanıma gelip uzak durmamı söyledi her ihtimale karşı. Arthur ve Brady tabutu açacaklarken tabuttan parlak bir ışık geldi ve onları etrafa savurdu. Işık ilk başta parlaktı. Sonra daha da parlaklaştı. Göz kamaştırıcı olmalıydı. Ama değildi. Canımı yakmalıydı belki de. Ama yakmıyordu işte. Etrafıma baktığımda herkes kafasını çevirmiş yüzünü kapatıyordu. Buna son vermeliydim. Ben. Oraya doğru bir adım attığımda bileklerim kelepçelendi iki el tarafından. Sağıma baktığımda silueti kurtlaşan James'le karşılaştım. Arkası dönüktü ama beni hissediyordu. Aramızdaki bağdan olsa gerek. Hafifçe sağ bileğimi çekip kurtardım onun esaretinden. Soluma döndüm sonra. Başı hafif bana dönük, gözleri kanlanmış ve kaşları olabildiğince çatılmış Dean'le karşılaştım. O da beni hissediyordu. Aramızdaki o şeyden olsa gerek. Bir an onun esaretinden kurtulmak istemedim. Tutuklu kalmak istedim. Ama sol bileğimi de onun esaretinden hafifçe sıyırıp kendi esaretim altına aldım. Tabuta doğru yaklaştıkça içime doğru bir güç akıyordu sanki. Bildiğim ama unuttuğum bir güç. Gözlerimi kapadım. Tabuta dokunduğum an sindirdim o gücü. İçime çektim. Gözlerimi açtım. Işık yavaş yavaş azalırken tabutu araladım. Hazır değildim tam olarak ama yüzleşmek zorundaydım. Tabutu tam olarak açtığımda az önce içime çektiğim o güç can çekişmeye başladı adeta. Çürümeye yüz tutmuş annemi görmeyi beklemiyordum çünkü. Annemin orada olmasına ya da olmamasına hazırlıklıydım ama bu halini hayal bile etmemiştim. Herkes haklıydı. Ben acemiydim. Sadece acemi değil aptal ve gereksizin tekiydim. Beni kendine çevirip sarılan kokuyla kendime gelebildim. "O çok, çok değişmiş. Be..ben. Bunu... Ah.. Ama.. Canım çok yanıyor." "Şşşş.. Geçmez acısı belki ama onunla yaşamaya alışırsın. Ağla güzelim." Son kez ona bakıp veda etmek için arkamı döneceğim sırada Dean bana tekrar sarıldı. "Bakma. Alışmak o kadar da kolay değil." "Veda etmeliyim ona." Kendimi biraz daha toparlayıp Dean'den ayrıldım. "Bana biraz izin verir misiniz? Yalnız vedalaşmak istiyorum. Lütfen." Dean'in itiraz etmeye kalkan kaşlarını farkedince bu defa ona dönüp "Lütfen." dedim. "Bu iş hiç hoşuma gitmedi." diye mızmızlanarak uzaklaşmaya başladı. "Fazla uzaklaşmayız haberin olsun. Seni görebileceğimiz bir yerde olacağız. Herhangi bir şeyde..." Birkaç saniye düşündükten sonra harika bir şey bulmuşcasına gülümsedi. "Çığlık atmayı!" "Peki." Ben de gülümsedim. "Ne yani onu burada yalnız mı bırakacağız?!" "Kurt çocuk onu ben düşünürüm sen düşünemezsin." Kaşları çatışan Dean'le gülümsemem bu durumda bile büyümeyi başarabilmişti.
Uzaklaştıklarında derin bir nefes alıp anneme döndüm. Benim yüzümden ölen anneme. "Annecim. Daha önce seninle vedalaşma şansımız olmamıştı. Belki benimle vedalaşmak bile istemezsin. Ama böyle olsun istemezdim. Nasıl oldu bilmiyorum, gerçekten. Sanki biliyormuşum ama engelleyemiyormuşum gibi hissediyorum. Gücümü bugün daha çok hissettim. Ama yine de seni geri getiremem, bunu biliyorum. Bazen beni sevmediğini hisseder gibi olurdum. Babamla pek geçinemezdin. Ama kardeşimi çok severdin. Onu çok kıskanırdım senden bazen. Benim saçlarımı hiç taramayıp sürekli onunla oyunlar oynadığın için. Ama ben seni çok severdim. Belki de beni sevmemenin nedeni benim dönüşeceğim şeyi hissetmendendir. Bu yüzden bana hiç ısınamamışsındır. Her neyse. Kendimi avutuyorum işte. Veda etmek konusunda da berbat zaten. Annem. Annem. Annem. Seni hiç unutmayacağım. Belki acına alışırım. Ama acını hep çekeceğim. İntikam diyorlar buna belki ama seni benden, kardeşimden alanın canını çok fena yakacağım. Bu benim görevimmiş gibi geliyor bana. Hoşça kal. Seni seviyorum." Ağlayarak ve arada başımı tabuta koyarak geçirdiğim ama beceremediğim veda konuşmamı bitirip derin bir nefes daha aldım. Boğazımı temizleyip tabutun kapağına yöneldim. O sırada annemin elleri arasında duran küçük kutuyu farkettim. Bu en başından burada mıydı yoksa sonradan mı gelmişti, farkında değildim. Kutuya uzanıp dokunduğum sırada bir güç beni etkisi altına aldı. Çığlık atıyordum ama sessiz bir çığlıktı bu. Sesimin çıkmadığının farkındaydım ama buna ene olamıyordum. Canım acıyordu. Gücümü tekrar hissettim. Gözlerim karardı ve beynimin içinde sesler işitmeye başladım. "Bu iş burada bitmez!" diye bağırdı bir tanesi. "Seni sevmek nasıl bir şey tahmin bile edemezsin." diye fısıldadı bir diğeri. "Deney farelerinden bir farkımız kalmamış." diye sitem etti biri de. "Gözlerimin intikamını defalarca alacağım." diye yemin etti duyduğum en korkunç ses de. Sonrası bir sürü ses ama anlayamıyordum. Seslerin yerini uğultular aldı. Sessiz çığlığım içimde bir çığ gibi büyürken sesler de son buldu. Başka bir karanlığa adım attım.
Gözlerimi araladığımda çoktan eve gelmiştik. İyice açıp etrafıma bakınca Dean başını uyandığım koltuğa koymuş yerde uyuyakalmış, James bana bakan bir duvara yaslanıp uyuyakalmış, Arthur'la Esmee ve Brady'yle Chris birbirlerine sarılıp uyuyakalmış, Olivia da tekli koltukta iyice küçülüp uyuyakalmıştı. Eric de kapıdan içeri giriyordu. "Uyanmışsın." "Ben nasıl oldu, ne oldu anlayamadım. Neden bayıldım ben?" Kimseyi uyandırmamak için sessizce sitem ettim. "Ben de Aregeron'un yanından geliyorum şimdi. Dün gece seni önce oraya götürdük. Ama sonuç sıfır Debby. Bir de şu elindeki var. Hala sıkıca tutuyorsun onu. Eline dokunmaya çalıştığında kemikten olan parmakları da kül oldu. Artık şunu göster de neler dönüyor öğrenelim!" Son cümlesiyle yükselen sesinden uyanmayan kişi kalmamıştı. Tuhaf bakışlar beni bulunca hepsinden bir rahatlama nidası döküldü. Kimsenin konuşmasına izin vermeyip söze ben başladım. "Tamam. Elimdekinin ne olduğunu şimdi öğreneceğiz." Elimi yavaşça araladım. Kutuyu açtım. İçinden bir kolye ve yüzük çıktı. Önce kolyeyi elime alıp incelerken içine resim konulan kolyelerden olduğunu anladım. İçini açtığımda yeni bir bilinmezliğe adım atacağımızı kim bilebilirdi ki? Aslında herkes bilirdi. Biliyorduk da. Cevaplar değil sadece soru işaretleri buluyorduk çünkü bir süredir.
Media: Evanescence - Bring Me To Life
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KAN TADI
VampireDebby Delicious. Bir vampirin beklenmedik ısırığıyla hayatı tamamen değişiyor. Bir arayışa çıkıyor: Bedenen ve ruhen. Kendini bilmemek ne korkunç.
